4 Ağustos 2012 Cumartesi



Medyum; cinlerle insanlar arasında iletişim kuranlara verilen bir isimdir. Medyum kelimesi latince bir kelime olup yunan kökenlidir. Medyum denildiği zaman birçoğumuzun aklına fal bakan, büyü yapan gelecekten haber veren kişi gelir. Oysa medyum ve medyumluk dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde cidden saygı duyulan bir meslektir.

Allah peygamber kullarına mucizeler; veli kullarına kerametler; insanlardan bazı insanlara his, duygu, müşahede, ilham nasip eder. Medyum ve medyumluk bu sınıfa dahildir.

Medyumların güvenilir olanını bulmak için vergi levhası ve önceki yatığı işlerinden aldıgığı başarıoranını sorun

İyi medyum ayrımı yaptığı işe saygı ve işlerden aldığıbaşarı oranı ile ölçümlenebilir.

Medyum Uğur Hoca bir çok sayıda değerli görevlilerimizin işini yapmıştır ve bu fikirler doğrultusunda başarılı çalışmalara imza atmıştır.

Medyumluk vasfıyla bu işi yapan sitelerinde yüzde yüz kesin ve garantili sonuçlardan bahseden ilmi ve bilgiyi nereden aldığı belirsiz bugün medyum B yarın medyum C olan birçok değişik isimle sayısız siteleri olan bu tarz kişilerden uzak durun bu insanlar tarafından duyguları ve paraları dolandırılmışonca insan varki ve hemen hemende hepsinin derltleri aynı insanların çaresizliğini bu insanları seçmeniz aslında çokta zor değil.

Ne yazıkki halıkımız daha tam olarak medyumluk faliyetinin tam olarak ne olduğunu bile bilmediği için her medyumum diyene inanmakta ve güvenmektedir.Bugün fal bakan insanda üfürükcü hocada medyum demektedir kendine ;medyum demek ruhani alemle temasa geçebilien kişiye denir.İnsanlarla ruhani alem arasında köprü görevi görür ama ne yazıkki bugün medyumluk mesleğüi falcılıkla eşit görülmektedir.

Ne yazıkki halıkımız daha tam olarak medyumluk faliyetinin tam olarak ne olduğunu bile bilmediği için her medyumum diyene inanmakta ve güvenmektedir.Bugün fal bakan insanda üfürükcü hocada medyum demektedir kendine ;medyum hoca demek ruhani alemle temasa geçebilien kişiye denir.İnsanlarla ruhani alem arasında köprü görevi görür ama ne yazıkki bugün medyum hoca mesleği falcılıkla eşit görülmektedir.

Dostlarım sizlere boş vaadlerde bulunan yüzde yüz garantili çözümlerden bahseden bu kişilerden uzak durunuz.Peygamberler dahi konuşurken söze inşallah ile başlarlardı.Bu tarz insanlar sizlerin sorununuzu çözemez sadece sizi biraz daha batağa götürmekle kalırlar.

Büyü yapan kişiye verilen addır.ilk önce yazımıza büyünün tanımını yaparaktan başlayalım.Büyü insanlık tarihinden beri var olup ince ve anlaşılması güç olaylardır.İnsanın bir ömür boyu hayatını etkileyebilen çeşitli amaçlarlada yapılabilen bir olgudur.İnsanın vucudunu ve manevi dünyasınıetkileyebilir.

Büyücülük aslında gizli ilimleri tanımaya imkan sağlayan bir sanattır.Büyücü tarafından çağrılan gizli varlıklara (üç harfliler v.b) emir verilek istediklerini gerçekleştirebilirler.Kendilerini bazen gösterirler bazende göstermeyebilirler.Büyücülükde olumlu ve olumsuz olmak üzere iki şekilde büyü yapılış amacı farklılığı göze çarpıyor.

Büyücünün en büyük silahı büyülemedir.Çünkü büyüler bir enerji akışına dayalıdır.Bu enerji insanı ruhsal ve bedensel olarak yönetebilir.Bu yönetim genellikle enerjinin nesnel ve formüllerin transferi şeklinde gerçekleşmektedir.Büyücünün amacıdoğanın gücünü organik olarak sahiplenmektir veya bu gücü sonuna kadar kullanmaktır.

Büyü, insan iradesine tesir etmek, insan iradesini değiştirmek, yönlendirmek, insan zihninde negatif vesvese uyandırmak, fikirlere tesir etmek, insan fizyolojisine tesir etmek, iş bozmak gibi meselelerde kullanılan temelinde cin denilen enerji varlıkların, varlığı ile yapılan geçici veya kalıcı etkidir.

Büyü, çok çeşitli amaçlar için yapılan uygulama olduğundan esasında çok kısa bir konu değildir; ama ben burada büyüyü güncel yöneleriyle sizlere anlatmaya çalışacağım.
Büyü yapıldığı niyetlerle alakalı olarak büyü yapılan kişiyi etkileyecek olursa kişinin iradesinde, kararlarında ve hatta hayatında değişiklik başlar. Genellikle kötü niyetli büyülerde büyü yapılan kişinin psikolojisi, çevresi, işi yani hayatı kötü yönde etkilenir. Ve herşey tam bir muamma halini alır. Eğer ki kişi üzerine yapılmış büyünün varlığını anlayamaz ve o büyü ile yaşarsa hayatında birşeyler kötü ve eksik olur. Büyü yapılan kişi genelde değişken kişilikli iyiyi kötü, kötüyü iyi gören bir çok konuda sağlıklı karar veremeyen bir insan haline gelir. Ve genelde büyülenen insanlar büyünün etkisindendir ki, hem yardım almayı istemezler, hemde kendilerine yardım etmek isteyenlere sert çıkışlar yaparlar. Genelde bana birşey olmaz beni büyü tutmaz diye kibirlenen insanlarda büyüye fazlaca rastlanılır.

Çünkü büyüyle musallat olanşeytani varlıklar kendi mekanizmalarını tehdit edecek yani onları bozacak pozitif enerjiyle karşılaşmamak için büyülediği kişinin zihninde bu ve buna benzer fikirleri uyandırırlar. Bu fikirlerle hareket eden kişi kendilerini etkileyen varlıkların tam tesirine girdiğinde onların uzun süre yaşamalarına izin vermiş olurlar.

Büyüler kısa dönemli, uzun süreli ve ömürlük olarak üç zamanlıktır.
Kısa dönemli olanlar, bir zaman sonra kendiliğinden iptal olur.
Uzun zamanlı olanlar, çok uzun bir süre insan hayatını olumsuz yönde etkiler zorlaştırır.
Ömürlüklere gelince onlar; karşı kuvvetle yok edilmedikleri sürece yani ilahi güçle bedenden çıkarılmadıkları sürece bir insanın ömür boyunca hayatının mahvolmasına sebeb olur.


Emin olun ki, büyü cinlerle yapılan metafizik bir oyundur, karanlık oyun. Ve yine emin olun ki, şeytan cinlerdendir meleklerden değil. Bunu ben değil kutsal kitap söylüyor. İnsan iradesiyle yaşayan ve karar veren bir varlıktır. Şeytan ise , kıyamete kadar mühlet verilmiş olan cinlerdir “şeytan insanlardan da olur cinlerden de”. Bakın dikkat edin. İnsan iradesi ve kıyamete kadar yeryüzünde mühlet verilmiş bir varlık. Peki büyü neydi? İnsan iradesine musallat edilen şeytani varlıklar. Her aklı olan insan bu gerçeklerden anlayacaktır ki, büyü denilen şey vardır ve insan hayatını olumsuz yönde etkileyebilir. Ve kıyamete kadar mühlet verilen şeytanla beraber büyüde varlığını devam ettirecektir.

Büyüler Belirli Siniflarla Gruplanmistir:
Secere (Aileden Gelen Geçmişten Etki...)

Çapraz ( Bir Kisiyi Birden fazla Farkli noktalardan yapilan )

Mender ( Ayriligina Yönelik çok güçlüdür..)
Zilhar ( Basit ama kisiyi iç sikintisini artiran tarz..)
Burma ( Neye el atsa kurusun Iflas etsin...)
Hahame ( Incil ve tevrat tan faydalanilir bir haham yada papazdan faydalanilir etkisi güçlü tarzlari barindirir.Halk arasinda Papaz Büyüsü de denir)
Sereme ( Yildiz düşürmek ruhu hapsetmek için yapilir)

Cannile ( Cin musallat etmek için yapilir..)
Pindar ( Hayvan sakadatiyla yapilan hastalik felç büyü tarzlarini içerir.)
Kirca ( Aile de Anneyi babayi kardesleri birbirine düşürme ...)
Elamme (Korku Hiper panik Karabasan v.b için Genelde Savaslarda ordulara karsi kullanilmistir...)
Daha Yüzlerce Büyü için bunlar Katagorize edilmis ve adlandirilmistir.)
1)Askta Her sey çok iyi güzel giderken birden biçak gibi Iliskiniz kesildi ise!

2) Isinizde Basarilisiniz Fakat Ne yaparsaniz yapin Düsündügünüzün Olmasi gereken olumlu sonuçları maddi olarak alamiyorsaniz.!
3) Esiniz Artik size dokunmak hatta görmek dahi istemiyor Sizi Seytan gibi gürüyor yada Eski ilgisi ve davranislari tamamen degisti ise .!
4) Mutlu ve Huzurlu olamiyorsaniz sürekli bas agrisi,Iç sikintisi,Ani panik ataklar,Süphecilik,Yanlizlik hissi,Kimseye güvenememe ,Uyku düzensizligi, Banyoda gözlerinizi kapali tutmaktan korkma ....

1-Ümmüs sübyan.. (kadınların korkulu rüyası) hamilelik döneminde çocuğun henüz ceninlik aşamasında oluşmasını önleyen durum, hamile kalamamak..
2-Nişanlılıkta başlayan,bazen evliliğe kadar bazen de evlilikten sonra da devam edebilen ağlamalar,boğucu sıkıntılar, bayılma ve baygınlık turu kendinden geçmeler,kabuslu rüyalar,korkmalar,yalnız kalamamaklar,hayal görmeler..

3-Loğusalık döneminde irkilmeler,korkmalar,ani bayılmalar,ağlamalar..
4-Nişanlı yada evli iken,esiyle hiç bir sorunu olmadığıhalde gördüğü bir insana karşı (tanısın,tanımasın) karşı inanılmaz duygu ve istekle bağlanmak, yada bağlandığını zannetmek..Bu sorun evli ve nişanlıolmayan insanlarda da gözlenmekle beraber onların Yıldırım aşkı tanımlamasıfazla üzerinde durmamalarını sağlıyor..
5-Rüyada tecavüze uğradığını sanmak.. (kalktığında ise tecavüzün bir çok belirtisini görüp,o yorgunluğu hissetmek)


1-Ani bayılmalar..
2-Sonradan oluşan kekemelikler..
3-Bir turlu temizlendiğine inanmadığımız uzuvlarımız.(eller ve ayaklar gibi)
4-Sara turu rahatsızlıklar..
5-Nişan ve Evlilik teşebbüslerindeki başarısızlıklar, yada hiç o aşamaya gelememek (Kısmetin bağlı olması)
6-Cinsel isteksizlik(normal yaslarda olunmasına rağmen gücün azalması yada bitmesi)
7-Uykusuzluk.. (Bir turlu uyuyamamak, yada uykuya doyamamak)
8-Eşlerin birbirlerinden soğuması ve nefrete donen ilişkiler
(aslında hiç bir gerekte yokken)
9-Eslerin birbirlerini aldattığı varsayımları.. (kendi kendilerini yiyip bitiren, rahatsız edici kıskançlıklar)
10-Ani ve aşırı korkmalar
11-İnsan tipinden farklı değişik ve korkunç kişiler görmek yada gördüğünü hissetmek..
12-Aynı rüyayı yada kabusu peş peşe görmek ve etkisinden kurtulamamak..
daha sayabilecegim pek çok Rahatsiz edici huzur bozucu Halleriniz irade disi davranislariniz varsa mutlaka ,Ebced'i depna ya baktiriniz.
Erken Teshis sizi her zaman Hayatinizin birdaha geri dönüsi olmiyan yollara girmesine daha basinda Farkettirip Engelliyebilir.Ebced'i depna Seytanin Hiç sevmedigi bir kelimedir.

Sihir çeşitlerini belirlemek kolay değildir. Çeşitli Büyü İzleri Vardır.Bununla beraber Fahreddin Razi tefsirinde sihrin sekiz çeşidini saymıştır. Bazı açıklamalar ile oradaki bilgilerin özetişöyledir:

1-Keldani ( Babil) Sihri ki, semavi kuvvetlerle yeryüzüne ait güçlerin karışımıyoluyla meydana getirildiği söylenen ve tılsım adı verilen şeylerdir. Keldaniler eski bir kavim olup, yıldızlara taparlar ve bu yıldızların kainattaki olayları yönetip yönlendirdiğine, hayır ile şerrin, mutluluk ile bedbahtlığın bunlardan kaynaklandığına inanırlardı.Bunların tılsım adı verilen bazı acayip şeyler yaptıklarısöylenmektedir. İbrahim (a.s) bunların bu batıl inançlarını düzeltmek için gönderilmişti ki, bunlar başlıca üç tabakaydılar.
Bir kısmı kainatın ve yıldızların kadim ( öncesiz) olduğuna ve kendiliğinden varolmuş bulunduğuna kani idiler ki, bunlar bilhassa "sabie" adıyla tanınmış idiler. Anlaşıldığına göre gök ve tabiat bilimlerinde bir hayli ileri gitmişler ve bazı sanayi gariplikleri meydana getirebilmişlerdi. Hz. Peygamber (s.a.v) yıldızlarla ilgili olarak öğrenilen bilgilerin sihir yapımında kullanılmasını yasaklamıştır.
Diğer bir kısmı, meleklerin uluhiyetine kail olmuşlar ve her bir melek için bir heykel yapmışlar ve bunlara tapmışlardı.
Üçüncü bir kısmı da meleklerin ve yıldızların üstünde ve ötesinde her şeyi yaratan, istediğini yapabilen bir yüce yaratıcının varlığını kabul ederler, fakat o yüce yaratıcının, o yıldızlara bu alemde etkileyici bir kuvvet bahşetmiş ve kainatın yönetimi için onları görevlendirmiş bulunduğuna inanırlardı. Bu inanç şekli de çoğunlukla Tabiiyyun mezhebine ( rabiiyyecilere = naturalizme ) benzemektedir. Bize kalırsa, bu sihirde tabiiyyat ile ruhiyatın eski zamanlarda keşfedilmiş bazı garip özellikleri birleştirilerek uygulanmış olduğu anlaşılmaktadır.
2-Evham sahiplerinin ve kuvvetli kişilerin sihirleridir. Bunlar öyle sanırlar ki, insanın ruhu terbiye ve tasfiye ile kuvvetlenir ve tesir gücünü arttırır.İdraki, gizli kapalı şeyleri algılayacak derecede gelişir, iradesi de kendi dışında birtakım olayları etkileyecek derecede güçlenir. O zaman istediği birçok şeyleri yapar, eşyada, canlılarda ve diğer insanlarda kendi bedenindeki gibi tasarruf eder. Hatta o dereceye varır ki, bir irade ile bünye ve şekilleri değiştirebilir. İsterse öldürür ve yeniden diriltir, varı yok , yoku var edebilir. Gerçekten de beden terbiyesi gibi ruh terbiyesinin de birçok faydası olduğu inkar edilemez. Fakat ruhun bu derece güç kazanması, bir ilahi ihsan olmadan, yalnızca çalışmayla elde edilebilir birşey olduğunu farz etmek evhamdan öte birşey değildir.
Birtakım kimseler, riyazet, havas, rukye, muska, uzlet ve benzeri bazı yollara başvurarak, ruh ilminin bazı garip olayları ile uğraşırlar ki, manyetizma, hipnotizma, fakirizm ve diğerleri bu cümleden şeylerdir. Sihrin en aldatıcı ve en tehlikelisi de budur.

3-Cinlerden ve kötü ruhlardan yardım görme yoluyla yapılan sihirdir ki, azaim ve cincilik dedikleri şey budur. Mutezile ve son devir filozoflarından bazıları cinleri inkar etmişlerse de bunlar kısa görüşlü ve inkarda aceleci kimselerdir. Sanki kainatta ruhani ve cismani hiçbir gizli kuvvet kalmamış da hepsi keşfedilmiş ve sınırları belirlenmiş gibi, cinlerin aslı yoktur diye inkarı bastırmak, ilmi bir davranış olamaz. Bu inkarcıların bir kısmına "dünyada daha bilmediğimiz gizli kapaklı nice tabiat kuvveti vardır" deseniz, bunlar "evet" demekte tereddüt etmezler de aynımanada olmak üzere "cin vardır" deseniz, hemen inkar ederler.
Bunun için filozofların büyükleri cinleri inkar etmemiş ve "ervah-ı ardıye" adıyla anmışlardır. Fakat bunlarla belli sebepler altında insanların ilişki ve bağlantı sağlayıp sağlayamayacakları ilmi bir şekilde tetkik edilip ortaya konmadan hüküm verilemez. Lakin bundan dolayı bu yolla yapılan ve yapılacak sihirlerin varlığı inkar değil, kabul etmek gerekir. Hatta bugünün ispiritizmacılarını bu cinlerden sayabiliriz.
Büyü`nün özü, kökü, CİN`lere dayanmaktadır.Bütün mukaddes kitapların, önceki "sahife"ler de dahil olmak üzere Tevrat, Zebur,İncil ve Kur`ân her bir âyetinin, her bir kelimesinin 8 hizmetlisi yâni "hadimi" vardır.Yâni, her devirde nâzil olmuş bulunan mukaddes kitapların orijinalini meydana getiren kelimelerin her birine 8 hadim-hizmetli-vazifeli kılınmıştır... Bunların 4`ü ulvî yâni "melek" cinsinden; 4`ü de suflî yâni "CİN" cinsindendir.Bu kelimelerin "ebced ilmi" denilen bir ilmin verdiği hesaplara göre çeşitli rakamlarla tekrarlanışı; ya da o âyetlerin tersinden okunuşu, o kelimelerin vazifeli CİNini harekete geçirerek, sevkedildiği kişiler üzerinde tesirlerini icra ederler.
Etkili büyü yaptıracağınız büyünün amacına ve şekline göre farklılık gösterebilir.Kesin olan büyü diye bir şey yoktur.Güçlü ve kuvvetlibüyü vardır.
Büyü bozmak için ebcedi depna bakımıyla büyünün varlığıtespit edilmelidir.Daha sonra bozma işlemine geçilmedir.
İşte, "BÜYÜ" denilen olay, bir kelime veya cümlenin belirli sayıda ve bazı yan çalışmalarla da desteklenerek okunmasıyla meydana gelen tesirlerdir.

• Ruh halinizde bir değişiklik hissetmeniz, Vesvese halleri... Mesela; bazıları evden dışarı çıkıp içeri girse elbisesinin hatta tüm bedenlerinin kirlendiği hissine kapılarak elbiselerini değiştirirler ve banyo yaparlar... Bazılarının derdi problemi de su ile; devamlı banyo yapmak isterler saatlerce banyoda kalırlar, saatlerce ellerini yıkarlar.

• Kendinizi tanıyamaz durumda olmanız,

• Gece artarak devam eden sıçrayarak uyanmalar, Uyku esnasında korkma, bağırarak uyanma,

• Korkunç rüyalar görmeye başlamanız,

• Rüyalarınızda sık sık kedi, köpek gibi hayvanları görmeniz,
• Uykuda yükseklerden atılma-düşme-uçma (sık sık olanlar)
• Uyku esnasında dişleri gıcırdatmak..
• Uyku esnasında terlemek (oda sıcaklığı yada giydiği şeylerle alakalı olmayan hallerde)
• Boğuluyormuş gibi olmak (boğazını sıkıyorlarmış hissi)
• Kalp ya da midenizde ilgili rahatsızlığınız olmadığı halde göğüs kafesinizde ağrı hissetmeniz
• Aşırı yorgunluk,
• Aşırı Bitkinlik,
• Ensenizde ağrılar,
• Kasıklarda ağrı yada şişkinlik..
• Saçlarınızda elektriklenmeler olması,
• Gözlerdeki ağrılar,
• Gölgenizin sizi izlediği izlenimine kapılmak,
• Hastada hep bir tedirginlik, uyuşukluk, tembellik
• Takip ediliyormuş hissi
• Yalnızlıktan korkma ve tedirgin olma.. (bazıları da tam tersine yalnızlığı sever ve odalarına kapanırlar, kalabalıklardan hoşlanmazlar)
• Sabahları uyanınca ellerde kollarda (genelde sol kolda) uyuşma
• Akşam yatağına yattığında uyuyamama sağa sola dönüp durma, sabaha karşı uykuya dalma, sabahları da uyanıp kalkamama hali..

• Ayak tabanlarınızın yanma halleri başlıca belirtilerdir.
Bazı insanlarda, aşırı etkilenme ve geç müdahale sonucu sinir bozuklukları ve akli denge bozukluklarına kadar giden olaylar mevcuttur. Bu yüzden dikkatli olup, bu belirtileri önemsemek gereklidir. Büyülerde etkinin beyin iradesiyle en aza indirilmesi mümkündür.


Büyülerin etkileri insanların burçlarına göre de değişkenlik gösterebilir. Yengeç, Aslan, İkizler, Oğlak, Kova ve Yay Burçları büyü konusunda daha hassastır

Bazı insanlarda, aşırı etkilenme ve geç müdahale sonucu sinir bozuklukları ve akli denge bozukluklarına kadar giden olaylar mevcuttur. Bu yüzden dikkatli olup, bu belirtileri önemsemek gereklidir. Büyülerde etkinin beyin iradesiyle en aza indirilmesi mümkündür.

Büyülerin etkileri insanların burçlarına göre de değişkenlik gösterebilir. Yengeç, Aslan, İkizler, Oğlak, Kova ve Yay Burçları büyü konusunda daha hassastır

Büyülerin etkileri insanların burçlarına göre de değişkenlik gösterebilir. Yengeç, Aslan, İkizler, Oğlak, Kova ve Yay Burçları büyü konusunda daha hassastır

-genellikle kadim süryani dili ile okunan dualar kullanıldığı için papaz büyüsü adını alır...
-kadının hayz günü başlangıcın daki ilk kan ile yapılır...
-sıcak ve soğuk şekli vardır...
-bir çok amaç için yapılır (bağlama,muhabbet,kısırlık,soğutma ve cinsel tercih değişikliği için)
-bazı ünlü bayanların genç erkekler üzerinde uygulattığı gibi bir rivayet te vardır...



Bismillâhirrahmânirrahîm. yedullâhi fevka yedeyye ve lillâhil emru min kablü ve min ba’dü allâhümme innes semâe semâüke vel ardu arduke ves sehlü sehlüke vel berru berruke vel bahru bahruke vel ıbâdü ıbâdüke lâ ilâhe illâ ente sübhâneke eselüke allâhümme bi nûri celâlike ve azîmi sultânike en tecalel büldâne vel müdüne vel kurâ dayyikati alâ hattâ yercia ilâ zevcetihi fülânete binti fülânete hattâ yercia ilâ zevcetihi fülânete binti fülânete allâhümmecal aleyhid dünyâ edıkı min halkıhil hâtemi alel esbeı ve nüfiha fis sûri fecema’nâhüm ceman allâhümme hayyır fülân ibni fülânete hattâ yercia ilâ zevcetihi fülânete binti fülânete kemâ hayyıral cemelü fî aklihi vet tayru fî vikrihi vel veledi alâ mehabeti ümmihi hattâ yercia ilâ beytihâ ve mekânihellezî harace ve nüfiha fis sûri fe izâhüm minel ecdâsi ilâ rabbihim yensilûn. Kâlû yâ veylenâ men beesenâ min mer kadinâ hâzâ mâ ve ader rahmânü ve sadakal mürselûn. İn kânet illâ sayhaten vâhideten feizâhüm cemîun ledeynâ muhdarûn.velâ tahvîhi ardun velâ tahvîhi dârun velâ mekânün hattâ yercia ilâ zevcetihi fülânete binti fülânete ve ilâ mekânihâ allâhümme kemâ radedte yûsüfe alâ ya’kûbe ve kemâ radedte mûsâ ilâ ümmihi allâhümme yâ câmiaş şetâti yâ câmian nâsi li yevmin lâ raybe fîhi rüd fülân ibni fülânete alâ fülânete binti fülânete ve ilâ mekânihellezî haraca minhü vecma’ şemlehâ bi şemlihi inneke alâ külli şeyin kadîr.

Sevdiğin Kimseyi Kendine Isındırmak İçin DuaVe kale nisvetün fil medineti imraetül azizi türavidü fetaha an nefsihi kad şeğafeha hubben. Allahümme a'şık fülan binti fülan kema a'şakte imraetü aziz ala yusüf bin ya'kub feinneke kaadirun ala zalike ve zalike alellahil yesiyr.
Bu dua yedi kez yazılıp arzu edilen kişiye içirilir yada kırkbirkez suya veya şekere okunup yedirilir ise karşılığında o kimseden derin bir sevgi ve muhabbet görür.
Muhabbet büyüsünde kuranı kerimdeki muhabbetten bahseden ayetlerden istifade edilebilir. Şöyleki. Bu ayetler harflerinin adedi kadar yahut 100 er defa okunmaya devam edilip dua edilerek hadimlerinden yardım istenir.
Yine Aşağıdaki duada Muhabbetin daha güzel olmasınıkolaylaştıracak dualardandır. “VE ELGAYTÜ ALEYKE MEHEBBETEN MİNNİ” Yukarıdaki ayeti kerime mum üzerine 41 adet okunacak ve filan kişide benim sevgimden aşkımdan böyle yansın ve bir an evvel bana dönsün (burada niyet söylenecek) deyip akşam ezanından sonra yakılacak.. Bu uyulamayı yaptığınız niyet ettiğiniz uyguladığınız kişi nerede ve ne kadar uzakta olursa olsun döner gelir ve sizi ölene kadar sever.

Bu dua yedi kez yazılıp arzu edilen kişiye içirilir yada kırkbirkez suya veya şekere okunup yedirilir ise karşılığında o kimseden derin bir sevgi ve muhabbet görür.
Muhabbet büyüsünde kuranı kerimdeki muhabbetten bahseden ayetlerden istifade edilebilir. Şöyleki. Bu ayetler harflerinin adedi kadar yahut 100 er defa okunmaya devam edilip dua edilerek hadimlerinden yardım istenir.
Yine Aşağıdaki duada Muhabbetin daha güzel olmasınıkolaylaştıracak dualardandır. “VE ELGAYTÜ ALEYKE MEHEBBETEN MİNNİ” Yukarıdaki ayeti kerime mum üzerine 41 adet okunacak ve filan kişide benim sevgimden aşkımdan böyle yansın ve bir an evvel bana dönsün (burada niyet söylenecek) deyip akşam ezanından sonra yakılacak.. Bu uyulamayı yaptığınız niyet ettiğiniz uyguladığınız kişi nerede ve ne kadar uzakta olursa olsun döner gelir ve sizi ölene kadar sever.

Havas ilmi genel kanıdaki düşüncelere rağmen sadece harflerin ve sayıların, esmaların veya ayetlerin sırlarından, hikmetlerinden faydalanılarak çeşitli etkiler elde etmek için esmanın veya ayetin kendisi ya da vefki ve bunlara bağlı harf ve sayılar ile tılsımlar kullanılarak ve bu sistem üzerine kurulmuş basit bir ilim veya ilmin metodu değildir. Bu ilimlerin kendisine has özellikleri ve konuları vardır, bu ilmin kendisi ve lisanı evrenseldir. Bu ilimler ruh ve madde ile canlı ve cansız ile harfler ve rakamlar ile yıldız ve burçlar ile nebulalar ve galaksiler ile ses ve renk dalgaları ile kısaca kainatta daha genişi evrende her şeyle bağlantılıdır.
Bu ilim asırlardır gelmiş geçmiş alimlerin ve ulemanın bir sır gibi gizlediği ve açıkça öğretmediği ve öğretmekten de çekindiği vebal altında kalmaktan korktuğu ilimlerdendir. Bu ilimler de başarılı olmanın ve zarar görmeden ilerlemenin bazı şart ve usulleri vardır. Havas ilmini bilmek ve öğrenmek için önceden bilinmesi gereken kurallar ve önemli noktaları sırası gelince özet olarak anlatmağa çalışacağız, ama bundan önce bilinmesi gereken bu ilim yıldızlar ilminden bilinen veya bilinmeyen sırlarla alemi semalardan gelmiştir. Bu ilim insanlardan önce yani arz oluşmazdan evvel ruhani alemlerde mele küt ve cinler aleminde bilinen ve kullanılan birçok gizlilikleri, esrarı ve acayipliği içinde gizlemiştir.
Yaşamış olduğumuz bu maddi alemin yasaları ve fiziksel oluşumları manevi alemlerin etki ve yasalarıyla meydana gelmektedir. Bu ilmin kullanılışı melekler ve cinlerden sonra çok eski kavimler ve uygarlıklar tarafından kullanılmıştır bu manevi yasaları öğrenip etkilerine göre gerektiğişekilde uygulamışlardır. İnsanlar bu bilgileri çok çeşitli yollardan elde etmişlerdir. Hatta kimilerine göre mana aleminden gelen varlık veya varlıklar bazı insanlara bu ilmi ve kullanma metodunu öğretmişlerdir. Bu anlattığıma örnek; Bakara süresi 102. ayetinde olan Harut ve Marut isimli iki meleği örnek olarak verebiliriz.

Gerek ruhani varlıklar veya cinlerin bildiği kelamlar, bizzat insanlar için indirilmiş kutsal kelamları veya esmaları gizlemek ya da rumuzlamak amacıyla çeşitli şekiller, çizgiler veya tılsımlardan oluşan birtakım sayılarla sembolleşen vefkler ve tılsımlar oluşturulmuştur. Bazen de sırf sayılar kullanılarak bu ilim de çok çeşitliliklerle beraber çelişkiler de görülmektedir. Zıtlık veya yanlışlıklar ise bu ilimler kaynağından öğrenilmeyip kolaycılık (Kopyacılık) yolu seçilmiştir. Günümüzdeki kitaplar da görülen veya kullanılan tılsımlar yanlış zaman veya yanlış mekanlar da şart ve kaidelerine riayet edilmeden yazılıp hazırlandığından yapılan bir işin çoğu zaman neticeye ulaşmadığını görürüz. Bir de işi karıştıran esas mesele bu tılsım, sembol veya yazıların ilahi isimler ve semboller olmayıp cinler, periler veya ruhani varlık isimlerinden olduğu ibarettir. Veya çok daha iyisi melek üt aleminden bir melek ismi olduğudur. Dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de şudur: Tılsım yazarken eskilerin kullandıkları diller ve yazılar çok eski kavimlerin dillerine göre yazıldığı için günümüze gelene kadar bir çoğu unutulmuş bir çokları da tahribatlara uğratılmıştır. Bu uygarlıklara ve dillere örnek olarak Mu uygarlığı Atlantis kavimleri ve eski kipti ırkı ile eski İbranice,eski Süryanice ve eski Arapça nın bazı lehçeleri ve eski Mısır yazıları, lehçeleri ve alfabeleri ki; bugün bunların bir çoğu unutulmuştur. Ve daha sonra esma ve ayetlerin manevi etkisini kullanma halidir ki; bu da bazı şartlara bağlıdır... Bunlar da özet olarak esma ve ayetlerin anlam ve etkilerinin kudretini bilmektir. Bu halde kendi içinde guruplamaktır. Bunlarıda şöyle özetleyelim; esma veya ayetin bilinen anlamının yanında bir de batını(gizli) anlamları vardır. Bunlar etki olarak farklı sonuçlar verirler ve sen bilmelisin ki; Kuran ı Kerimin anlamının anahtarını yüce Allah (c.c.) peygamberleri ve onun evliya kullarına ve rahmani olan meleklere lütfetmiştir.
Şimdi bunu sana biraz daha açayım şöyle ki; sözleri ruhsuz bedenler olarak düşün yani cansız cesetlerin hali olarak işte bu cesetlere ruh vermek sözlerin insan dilinden kelam olarak çıkmasıdır. Ama bu çıkışın mertebeleri ve kudretleri farklı farklıdır. Buna da kelam ilmi derler. Eğer sen hakkıyla dilden çıkan sözlere ruh yüklersen bu durum mecazi anlamdadır. Bu yükleyişle onu kudretlendirebilirsen o kelamla amaçladığın etkiyi hemen elde edersin. Çünkü kudretlenmiş ruhlar yani yüklenmiş sözler etki sahibidirler ve etkileyici olmasının yanında etkileyicileri de harekete geçirendirler.
Bu sırları sana biraz daha açayım bilmiş ol ki; bunlarınşekli ise iç içe girmiş daireler gibidirler. Yani dairelerden maksat sırların sırlarla örtülü olduğunu anlatmak istedim. Bir sır kapısını geçmekle mana alemine geçtiğini zannetme araladığın her sır kapısının ardından yeni bir sır kapısı karşına çıkacaktır. Bu sırlar aleminden geçiş süresince karşına çıkacak olan bir sürü engeller olacaktır. Bunları aşmanın yolu başta ihlas olmakla beraber kuvvetli bir iman yapısı irade ve teslimiyet gerektirmektedir. Bu geçeceğin sır kapılarını her araladığın da başka bir zaman ve boyuta geçeceksin. Tabi ki; sırları çözmekle bitiremezsin. Bu böylece devam eder gider. Bilmen gereken bilgi sorumluluk yükler ve gizli sırlar insana her zaman mutluluk vermez. Bu hal vefk ilminde görülür.Şöyle ki; nasıl harf üzere tertip olan vefkler nesneye ve cesede, sayı ile tertip olan vefkler ise ruha ve ervaha, karma olanlar ise her ikisine de etki ederse bu daireler de iç içe her hali kapsar ve halden hale geçirtir. Hal diliyle sana sırları tabir eyler her ilimden birer nebze tattırır. Bilmiş ol ki; rakamların, vefklerin ve çizgilerin ya da tılsımların ki; bunlar da harf ve rakamdır. Bunların da kendilerine özgü incelikleri ve hassaları vardır. Bunların da cümlesinin sırları sırlarla gizlidir. Yani özün özünden gelir. Bunların ve cümlesinin şifa, sevgi, nefret, hikmet ve kahriye v.s. ile ilgisi bu türden etkilerledir. İşte sana anlatılan bu havas ilminin özü dediğimiz halin de hali dediğimiz sırlarla örtülü sırlar dediğimiz hikmet ve ilim ve marifet ile ervahın ve büyük zatların öğrenilen ve öğretilen esma ve ayetlerle harflerin, sayıların, burçların, yıldızların, maddelerin, bitkilerin, hayvanların, canlıve cansız nesneler üzerinde etkileriyle insanlar üzerinde dahi nebat ve hayvanata karşı şifa ve sevgi, nefret ile hassalarını inceler ve ayrıca öz olan ilim de; mevsimlerin belli mekanların, kara parçalarının, denizlerin ve ruhani alemlerdeki varlıkların, cinlerin, perilerin ve meleklerin etkili güçlerini ve ilahi bazı güç ve kudretlerin rica yada minnet edilerek şifa, sevgi ve nefret etkisi ile ve bunun dışında kalan halleri elde etmek için öğrenilen hallerdir.
Bu ilimler de bir de ebced ile başlayıp cifir ile devam eden ve ismi harf ilmi olarak bilinen ledün ilmi ve hal ilmi ile birleşen ve bunların tamamının özünü kapsayan özün özü dediğimiz sözün sırrı gelir. Ehli isen dinle marifetten hikmet eyle velakkin bu anlatacaklarım öyle kişiler içindir ki; onlar anlatacaklarımızı anlar ve de hakkıyla uygular. Bu yazdıklarımızı kavramaya çalış basit bir ilimmiş gibi yırtıp atma anlatacağımşeyleri anlatmam tabi ki olanaksız. Çünkü boynumuzda vebal olur,anlayan olur anlamayan olur, nasihate uyan olur uymayan olur, ehli olana kapalı kapı yoktur, kalbi saim olana rumuza gerek yoktur. Bu anlatacağımız olayların gerçekleşmesi ile değil olayların olacağı zamanların yaklaşmasıyla anlayacaksınız. Biz bu imajları ve manaları sisle kaplı bir vadiye dağıttık ama bu gerçekleri ruhsal saflığa ve hikmete ve marifete ulaşmış mütevazi insanlardan saklamadık hatta açıkça anlattık. Hele nur yüzlü insanlardan hiç saklamadık. Yüzünde nur olanın kalbinde hikmet pınarları vardır.Kalbe akan ilhamlar beyinde inkişaf eder, ruhunda ilim deryasına dönüşür. Sen o derya da bir gemi aklın ve vicdanın da kaptanın olur ve bunlar ruhun da ve ruhun da Ruhu Sultanda son bulur. Kendine kaptan yaparsan nefsini yolculuğun ve seyrin Şeytan ile birlikte yok olur.
Havas ilmi genel kanıdaki düşüncelere rağmen sadece harflerin ve sayıların, esmaların veya ayetlerin sırlarından, hikmetlerinden faydalanılarak çeşitli etkiler elde etmek için esmanın veya ayetin kendisi ya da vefki ve bunlara bağlı harf ve sayılar ile tılsımlar kullanılarak ve bu sistem üzerine kurulmuş basit bir ilim veya ilmin metodu değildir. Bu ilimlerin kendisine has özellikleri ve konuları vardır, bu ilmin kendisi ve lisanı evrenseldir. Bu ilimler ruh ve madde ile canlı ve cansız ile harfler ve rakamlar ile yıldız ve burçlar ile nebulalar ve galaksiler ile ses ve renk dalgaları ile kısaca kainatta daha genişi evrende her şeyle bağlantılıdır.
Bu ilim asırlardır gelmiş geçmiş alimlerin ve ulemanın bir sır gibi gizlediği ve açıkça öğretmediği ve öğretmekten de çekindiği vebal altında kalmaktan korktuğu ilimlerdendir. Bu ilimler de başarılı olmanın ve zarar görmeden ilerlemenin bazı şart ve usulleri vardır. Havas ilmini bilmek ve öğrenmek için önceden bilinmesi gereken kurallar ve önemli noktaları sırasıgelince özet olarak anlatmağa çalışacağız, ama bundan önce bilinmesi gereken bu ilim yıldızlar ilminden bilinen veya bilinmeyen sırlarla alemi semalardan gelmiştir. Bu ilim insanlardan önce yani arz oluşmazdan evvel ruhani alemlerde mele küt ve cinler aleminde bilinen ve kullanılan birçok gizlilikleri, esrarıve acayipliği içinde gizlemiştir.
Yaşamış olduğumuz bu maddi alemin yasaları ve fiziksel oluşumları manevi alemlerin etki ve yasalarıyla meydana gelmektedir. Bu ilmin kullanılışı melekler ve cinlerden sonra çok eski kavimler ve uygarlıklar tarafından kullanılmıştır bu manevi yasaları öğrenip etkilerine göre gerektiğişekilde uygulamışlardır. İnsanlar bu bilgileri çok çeşitli yollardan elde etmişlerdir. Hatta kimilerine göre mana aleminden gelen varlık veya varlıklar bazı insanlara bu ilmi ve kullanma metodunu öğretmişlerdir. Bu anlattığıma örnek; Bakara süresi 102. ayetinde olan Harut ve Marut isimli iki meleği örnek olarak verebiliriz.
Gerek ruhani varlıklar veya cinlerin bildiği kelamlar, bizzat insanlar için indirilmiş kutsal kelamları veya esmaları gizlemek ya da rumuzlamak amacıyla çeşitli şekiller, çizgiler veya tılsımlardan oluşan birtakım sayılarla sembolleşen vefkler ve tılsımlar oluşturulmuştur. Bazen de sırf sayılar kullanılarak bu ilim de çok çeşitliliklerle beraber çelişkiler de görülmektedir. Zıtlık veya yanlışlıklar ise bu ilimler kaynağından öğrenilmeyip kolaycılık (Kopyacılık) yolu seçilmiştir. Günümüzdeki kitaplar da görülen veya kullanılan tılsımlar yanlış zaman veya yanlış mekanlar da şart ve kaidelerine riayet edilmeden yazılıp hazırlandığından yapılan bir işin çoğu zaman neticeye ulaşmadığını görürüz. Bir de işi karıştıran esas mesele bu tılsım, sembol veya yazıların ilahi isimler ve semboller olmayıp cinler, periler veya ruhani varlık isimlerinden olduğu ibarettir. Veya çok daha iyisi melek üt aleminden bir melek ismi olduğudur. Dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de şudur: Tılsım yazarken eskilerin kullandıkları diller ve yazılar çok eski kavimlerin dillerine göre yazıldığı için günümüze gelene kadar bir çoğu unutulmuş bir çokları da tahribatlara uğratılmıştır. Bu uygarlıklara ve dillere örnek olarak Mu uygarlığı Atlantis kavimleri ve eski kipti ırkı ile eski İbranice,eski Süryanice ve eski Arapça nın bazı lehçeleri ve eski Mısır yazıları, lehçeleri ve alfabeleri ki; bugün bunların bir çoğu unutulmuştur. Ve daha sonra esma ve ayetlerin manevi etkisini kullanma halidir ki; bu da bazı şartlara bağlıdır... Bunlar da özet olarak esma ve ayetlerin anlam ve etkilerinin kudretini bilmektir. Bu halde kendi içinde guruplamaktır. Bunlarıda şöyle özetleyelim; esma veya ayetin bilinen anlamının yanında bir de batını(gizli) anlamları vardır. Bunlar etki olarak farklı sonuçlar verirler ve sen bilmelisin ki; Kuran ı Kerimin anlamının anahtarını yüce Allah (c.c.) peygamberleri ve onun evliya kullarına ve rahmani olan meleklere lütfetmiştir.
Şimdi bunu sana biraz daha açayım şöyle ki; sözleri ruhsuz bedenler olarak düşün yani cansız cesetlerin hali olarak işte bu cesetlere ruh vermek sözlerin insan dilinden kelam olarak çıkmasıdır. Ama bu çıkışın mertebeleri ve kudretleri farklı farklıdır. Buna da kelam ilmi derler. Eğer sen hakkıyla dilden çıkan sözlere ruh yüklersen bu durum mecazi anlamdadır. Bu yükleyişle onu kudretlendirebilirsen o kelamla amaçladığın etkiyi hemen elde edersin. Çünkü kudretlenmiş ruhlar yani yüklenmiş sözler etki sahibidirler ve etkileyici olmasının yanında etkileyicileri de harekete geçirendirler.
Bu sırları sana biraz daha açayım bilmiş ol ki; bunlarınşekli ise iç içe girmiş daireler gibidirler. Yani dairelerden maksat sırların sırlarla örtülü olduğunu anlatmak istedim. Bir sır kapısını geçmekle mana alemine geçtiğini zannetme araladığın her sır kapısının ardından yeni bir sır kapısı karşına çıkacaktır. Bu sırlar aleminden geçiş süresince karşına çıkacak olan bir sürü engeller olacaktır. Bunları aşmanın yolu başta ihlas olmakla beraber kuvvetli bir iman yapısı irade ve teslimiyet gerektirmektedir. Bu geçeceğin sır kapılarını her araladığın da başka bir zaman ve boyuta geçeceksin. Tabi ki; sırları çözmekle bitiremezsin. Bu böylece devam eder gider. Bilmen gereken bilgi sorumluluk yükler ve gizli sırlar insana her zaman mutluluk vermez. Bu hal vefk ilminde görülür.Şöyle ki; nasıl harf üzere tertip olan vefkler nesneye ve cesede, sayı ile tertip olan vefkler ise ruha ve ervaha, karma olanlar ise her ikisine de etki ederse bu daireler de iç içe her hali kapsar ve halden hale geçirtir. Hal diliyle sana sırları tabir eyler her ilimden birer nebze tattırır. Bilmiş ol ki; rakamların, vefklerin ve çizgilerin ya da tılsımların ki; bunlar da harf ve rakamdır. Bunların da kendilerine özgü incelikleri ve hassaları vardır. Bunların da cümlesinin sırları sırlarla gizlidir. Yani özün özünden gelir. Bunların ve cümlesinin şifa, sevgi, nefret, hikmet ve kahriye v.s. ile ilgisi bu türden etkilerledir. İşte sana anlatılan bu havas ilminin özü dediğimiz halin de hali dediğimiz sırlarla örtülü sırlar dediğimiz hikmet ve ilim ve marifet ile ervahın ve büyük zatların öğrenilen ve öğretilen esma ve ayetlerle harflerin, sayıların, burçların, yıldızların, maddelerin, bitkilerin, hayvanların, canlıve cansız nesneler üzerinde etkileriyle insanlar üzerinde dahi nebat ve hayvanata karşı şifa ve sevgi, nefret ile hassalarını inceler ve ayrıca öz olan ilim de; mevsimlerin belli mekanların, kara parçalarının, denizlerin ve ruhani alemlerdeki varlıkların, cinlerin, perilerin ve meleklerin etkili güçlerini ve ilahi bazı güç ve kudretlerin rica yada minnet edilerek şifa, sevgi ve nefret etkisi ile ve bunun dışında kalan halleri elde etmek için öğrenilen hallerdir.
Bu ilimler de bir de ebced ile başlayıp cifir ile devam eden ve ismi harf ilmi olarak bilinen ledün ilmi ve hal ilmi ile birleşen ve bunların tamamının özünü kapsayan özün özü dediğimiz sözün sırrı gelir. Ehli isen dinle marifetten hikmet eyle velakkin bu anlatacaklarım öyle kişiler içindir ki; onlar anlatacaklarımızı anlar ve de hakkıyla uygular. Bu yazdıklarımızı kavramaya çalış basit bir ilimmiş gibi yırtıp atma anlatacağımşeyleri anlatmam tabi ki olanaksız. Çünkü boynumuzda vebal olur,anlayan olur anlamayan olur, nasihate uyan olur uymayan olur, ehli olana kapalı kapı yoktur, kalbi saim olana rumuza gerek yoktur. Bu anlatacağımız olayların gerçekleşmesi ile değil olayların olacağı zamanların yaklaşmasıyla anlayacaksınız. Biz bu imajları ve manaları sisle kaplı bir vadiye dağıttık ama bu gerçekleri ruhsal saflığa ve hikmete ve marifete ulaşmış mütevazi insanlardan saklamadık hatta açıkça anlattık. Hele nur yüzlü insanlardan hiç saklamadık. Yüzünde nur olanın kalbinde hikmet pınarları vardır.Kalbe akan ilhamlar beyinde inkişaf eder, ruhunda ilim deryasına dönüşür. Sen o derya da bir gemi aklın ve vicdanın da kaptanın olur ve bunlar ruhun da ve ruhun da Ruhu Sultanda son bulur. Kendine kaptan yaparsan nefsini yolculuğun ve seyrin Şeytan ile birlikte yok olur.
Bu ilim asırlardır gelmiş geçmiş alimlerin ve ulemanın bir sır gibi gizlediği ve açıkça öğretmediği ve öğretmekten de çekindiği vebal altında kalmaktan korktuğu ilimlerdendir. Bu ilimler de başarılı olmanın ve zarar görmeden ilerlemenin bazı şart ve usulleri vardır. Havas ilmini bilmek ve öğrenmek için önceden bilinmesi gereken kurallar ve önemli noktaları sırasıgelince özet olarak anlatmağa çalışacağız, ama bundan önce bilinmesi gereken bu ilim yıldızlar ilminden bilinen veya bilinmeyen sırlarla alemi semalardan gelmiştir. Bu ilim insanlardan önce yani arz oluşmazdan evvel ruhani alemlerde mele küt ve cinler aleminde bilinen ve kullanılan birçok gizlilikleri, esrarıve acayipliği içinde gizlemiştir.
Yaşamış olduğumuz bu maddi alemin yasaları ve fiziksel oluşumları manevi alemlerin etki ve yasalarıyla meydana gelmektedir. Bu ilmin kullanılışı melekler ve cinlerden sonra çok eski kavimler ve uygarlıklar tarafından kullanılmıştır bu manevi yasaları öğrenip etkilerine göre gerektiğişekilde uygulamışlardır. İnsanlar bu bilgileri çok çeşitli yollardan elde etmişlerdir. Hatta kimilerine göre mana aleminden gelen varlık veya varlıklar bazı insanlara bu ilmi ve kullanma metodunu öğretmişlerdir. Bu anlattığıma örnek; Bakara süresi 102. ayetinde olan Harut ve Marut isimli iki meleği örnek olarak verebiliriz.
Gerek ruhani varlıklar veya cinlerin bildiği kelamlar, bizzat insanlar için indirilmiş kutsal kelamları veya esmaları gizlemek ya da rumuzlamak amacıyla çeşitli şekiller, çizgiler veya tılsımlardan oluşan birtakım sayılarla sembolleşen vefkler ve tılsımlar oluşturulmuştur. Bazen de sırf sayılar kullanılarak bu ilim de çok çeşitliliklerle beraber çelişkiler de görülmektedir. Zıtlık veya yanlışlıklar ise bu ilimler kaynağından öğrenilmeyip kolaycılık (Kopyacılık) yolu seçilmiştir. Günümüzdeki kitaplar da görülen veya kullanılan tılsımlar yanlış zaman veya yanlış mekanlar da şart ve kaidelerine riayet edilmeden yazılıp hazırlandığından yapılan bir işin çoğu zaman neticeye ulaşmadığını görürüz. Bir de işi karıştıran esas mesele bu tılsım, sembol veya yazıların ilahi isimler ve semboller olmayıp cinler, periler veya ruhani varlık isimlerinden olduğu ibarettir. Veya çok daha iyisi melek üt aleminden bir melek ismi olduğudur. Dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de şudur: Tılsım yazarken eskilerin kullandıkları diller ve yazılar çok eski kavimlerin dillerine göre yazıldığı için günümüze gelene kadar bir çoğu unutulmuş bir çokları da tahribatlara uğratılmıştır. Bu uygarlıklara ve dillere örnek olarak Mu uygarlığı Atlantis kavimleri ve eski kipti ırkı ile eski İbranice,eski Süryanice ve eski Arapça nın bazı lehçeleri ve eski Mısır yazıları, lehçeleri ve alfabeleri ki; bugün bunların bir çoğu unutulmuştur. Ve daha sonra esma ve ayetlerin manevi etkisini kullanma halidir ki; bu da bazı şartlara bağlıdır... Bunlar da özet olarak esma ve ayetlerin anlam ve etkilerinin kudretini bilmektir. Bu halde kendi içinde guruplamaktır. Bunlarıda şöyle özetleyelim; esma veya ayetin bilinen anlamının yanında bir de batını(gizli) anlamları vardır. Bunlar etki olarak farklı sonuçlar verirler ve sen bilmelisin ki; Kuran ı Kerimin anlamının anahtarını yüce Allah (c.c.) peygamberleri ve onun evliya kullarına ve rahmani olan meleklere lütfetmiştir.
Şimdi bunu sana biraz daha açayım şöyle ki; sözleri ruhsuz bedenler olarak düşün yani cansız cesetlerin hali olarak işte bu cesetlere ruh vermek sözlerin insan dilinden kelam olarak çıkmasıdır. Ama bu çıkışın mertebeleri ve kudretleri farklı farklıdır. Buna da kelam ilmi derler. Eğer sen hakkıyla dilden çıkan sözlere ruh yüklersen bu durum mecazi anlamdadır. Bu yükleyişle onu kudretlendirebilirsen o kelamla amaçladığın etkiyi hemen elde edersin. Çünkü kudretlenmiş ruhlar yani yüklenmiş sözler etki sahibidirler ve etkileyici olmasının yanında etkileyicileri de harekete geçirendirler.
Bu sırları sana biraz daha açayım bilmiş ol ki; bunlarınşekli ise iç içe girmiş daireler gibidirler. Yani dairelerden maksat sırların sırlarla örtülü olduğunu anlatmak istedim. Bir sır kapısını geçmekle mana alemine geçtiğini zannetme araladığın her sır kapısının ardından yeni bir sır kapısı karşına çıkacaktır. Bu sırlar aleminden geçiş süresince karşına çıkacak olan bir sürü engeller olacaktır. Bunları aşmanın yolu başta ihlas olmakla beraber kuvvetli bir iman yapısı irade ve teslimiyet gerektirmektedir. Bu geçeceğin sır kapılarını her araladığın da başka bir zaman ve boyuta geçeceksin. Tabi ki; sırları çözmekle bitiremezsin. Bu böylece devam eder gider. Bilmen gereken bilgi sorumluluk yükler ve gizli sırlar insana her zaman mutluluk vermez. Bu hal vefk ilminde görülür.Şöyle ki; nasıl harf üzere tertip olan vefkler nesneye ve cesede, sayı ile tertip olan vefkler ise ruha ve ervaha, karma olanlar ise her ikisine de etki ederse bu daireler de iç içe her hali kapsar ve halden hale geçirtir. Hal diliyle sana sırları tabir eyler her ilimden birer nebze tattırır. Bilmiş ol ki; rakamların, vefklerin ve çizgilerin ya da tılsımların ki; bunlar da harf ve rakamdır. Bunların da kendilerine özgü incelikleri ve hassaları vardır. Bunların da cümlesinin sırları sırlarla gizlidir. Yani özün özünden gelir. Bunların ve cümlesinin şifa, sevgi, nefret, hikmet ve kahriye v.s. ile ilgisi bu türden etkilerledir. İşte sana anlatılan bu havas ilminin özü dediğimiz halin de hali dediğimiz sırlarla örtülü sırlar dediğimiz hikmet ve ilim ve marifet ile ervahın ve büyük zatların öğrenilen ve öğretilen esma ve ayetlerle harflerin, sayıların, burçların, yıldızların, maddelerin, bitkilerin, hayvanların, canlıve cansız nesneler üzerinde etkileriyle insanlar üzerinde dahi nebat ve hayvanata karşı şifa ve sevgi, nefret ile hassalarını inceler ve ayrıca öz olan ilim de; mevsimlerin belli mekanların, kara parçalarının, denizlerin ve ruhani alemlerdeki varlıkların, cinlerin, perilerin ve meleklerin etkili güçlerini ve ilahi bazı güç ve kudretlerin rica yada minnet edilerek şifa, sevgi ve nefret etkisi ile ve bunun dışında kalan halleri elde etmek için öğrenilen hallerdir.

Bu ilimler de bir de ebced ile başlayıp cifir ile devam eden ve ismi harf ilmi olarak bilinen ledün ilmi ve hal ilmi ile birleşen ve bunların tamamının özünü kapsayan özün özü dediğimiz sözün sırrı gelir. Ehli isen dinle marifetten hikmet eyle velakkin bu anlatacaklarım öyle kişiler içindir ki; onlar anlatacaklarımızı anlar ve de hakkıyla uygular. Bu yazdıklarımızı kavramaya çalış basit bir ilimmiş gibi yırtıp atma anlatacağımşeyleri anlatmam tabi ki olanaksız. Çünkü boynumuzda vebal olur,anlayan olur anlamayan olur, nasihate uyan olur uymayan olur, ehli olana kapalı kapı yoktur, kalbi saim olana rumuza gerek yoktur. Bu anlatacağımız olayların gerçekleşmesi ile değil olayların olacağı zamanların yaklaşmasıyla anlayacaksınız. Biz bu imajları ve manaları sisle kaplı bir vadiye dağıttık ama bu gerçekleri ruhsal saflığa ve hikmete ve marifete ulaşmış mütevazi insanlardan saklamadık hatta açıkça anlattık. Hele nur yüzlü insanlardan hiç saklamadık. Yüzünde nur olanın kalbinde hikmet pınarları vardır.Kalbe akan ilhamlar beyinde inkişaf eder, ruhunda ilim deryasına dönüşür. Sen o derya da bir gemi aklın ve vicdanın da kaptanın olur ve bunlar ruhun da ve ruhun da Ruhu Sultanda son bulur. Kendine kaptan yaparsan nefsini yolculuğun ve seyrin Şeytan ile birlikte yok olur.
Yaşamış olduğumuz bu maddi alemin yasaları ve fiziksel oluşumları manevi alemlerin etki ve yasalarıyla meydana gelmektedir. Bu ilmin kullanılışı melekler ve cinlerden sonra çok eski kavimler ve uygarlıklar tarafından kullanılmıştır bu manevi yasaları öğrenip etkilerine göre gerektiğişekilde uygulamışlardır. İnsanlar bu bilgileri çok çeşitli yollardan elde etmişlerdir. Hatta kimilerine göre mana aleminden gelen varlık veya varlıklar bazı insanlara bu ilmi ve kullanma metodunu öğretmişlerdir. Bu anlattığıma örnek; Bakara süresi 102. ayetinde olan Harut ve Marut isimli iki meleği örnek olarak verebiliriz.
Gerek ruhani varlıklar veya cinlerin bildiği kelamlar, bizzat insanlar için indirilmiş kutsal kelamları veya esmaları gizlemek ya da rumuzlamak amacıyla çeşitli şekiller, çizgiler veya tılsımlardan oluşan birtakım sayılarla sembolleşen vefkler ve tılsımlar oluşturulmuştur. Bazen de sırf sayılar kullanılarak bu ilim de çok çeşitliliklerle beraber çelişkiler de görülmektedir. Zıtlık veya yanlışlıklar ise bu ilimler kaynağından öğrenilmeyip kolaycılık (Kopyacılık) yolu seçilmiştir. Günümüzdeki kitaplar da görülen veya kullanılan tılsımlar yanlış zaman veya yanlış mekanlar da şart ve kaidelerine riayet edilmeden yazılıp hazırlandığından yapılan bir işin çoğu zaman neticeye ulaşmadığını görürüz. Bir de işi karıştıran esas mesele bu tılsım, sembol veya yazıların ilahi isimler ve semboller olmayıp cinler, periler veya ruhani varlık isimlerinden olduğu ibarettir. Veya çok daha iyisi melek üt aleminden bir melek ismi olduğudur. Dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de şudur: Tılsım yazarken eskilerin kullandıkları diller ve yazılar çok eski kavimlerin dillerine göre yazıldığı için günümüze gelene kadar bir çoğu unutulmuş bir çokları da tahribatlara uğratılmıştır. Bu uygarlıklara ve dillere örnek olarak Mu uygarlığı Atlantis kavimleri ve eski kipti ırkı ile eski İbranice,eski Süryanice ve eski Arapça nın bazı lehçeleri ve eski Mısır yazıları, lehçeleri ve alfabeleri ki; bugün bunların bir çoğu unutulmuştur. Ve daha sonra esma ve ayetlerin manevi etkisini kullanma halidir ki; bu da bazı şartlara bağlıdır... Bunlar da özet olarak esma ve ayetlerin anlam ve etkilerinin kudretini bilmektir. Bu halde kendi içinde guruplamaktır. Bunlarıda şöyle özetleyelim; esma veya ayetin bilinen anlamının yanında bir de batını(gizli) anlamları vardır. Bunlar etki olarak farklı sonuçlar verirler ve sen bilmelisin ki; Kuran ı Kerimin anlamının anahtarını yüce Allah (c.c.) peygamberleri ve onun evliya kullarına ve rahmani olan meleklere lütfetmiştir.
Şimdi bunu sana biraz daha açayım şöyle ki; sözleri ruhsuz bedenler olarak düşün yani cansız cesetlerin hali olarak işte bu cesetlere ruh vermek sözlerin insan dilinden kelam olarak çıkmasıdır. Ama bu çıkışın mertebeleri ve kudretleri farklı farklıdır. Buna da kelam ilmi derler. Eğer sen hakkıyla dilden çıkan sözlere ruh yüklersen bu durum mecazi anlamdadır. Bu yükleyişle onu kudretlendirebilirsen o kelamla amaçladığın etkiyi hemen elde edersin. Çünkü kudretlenmiş ruhlar yani yüklenmiş sözler etki sahibidirler ve etkileyici olmasının yanında etkileyicileri de harekete geçirendirler.
Bu sırları sana biraz daha açayım bilmiş ol ki; bunlarınşekli ise iç içe girmiş daireler gibidirler. Yani dairelerden maksat sırların sırlarla örtülü olduğunu anlatmak istedim. Bir sır kapısını geçmekle mana alemine geçtiğini zannetme araladığın her sır kapısının ardından yeni bir sır kapısı karşına çıkacaktır. Bu sırlar aleminden geçiş süresince karşına çıkacak olan bir sürü engeller olacaktır. Bunları aşmanın yolu başta ihlas olmakla beraber kuvvetli bir iman yapısı irade ve teslimiyet gerektirmektedir. Bu geçeceğin sır kapılarını her araladığın da başka bir zaman ve boyuta geçeceksin. Tabi ki; sırları çözmekle bitiremezsin. Bu böylece devam eder gider. Bilmen gereken bilgi sorumluluk yükler ve gizli sırlar insana her zaman mutluluk vermez. Bu hal vefk ilminde görülür.Şöyle ki; nasıl harf üzere tertip olan vefkler nesneye ve cesede, sayı ile tertip olan vefkler ise ruha ve ervaha, karma olanlar ise her ikisine de etki ederse bu daireler de iç içe her hali kapsar ve halden hale geçirtir. Hal diliyle sana sırları tabir eyler her ilimden birer nebze tattırır. Bilmiş ol ki; rakamların, vefklerin ve çizgilerin ya da tılsımların ki; bunlar da harf ve rakamdır. Bunların da kendilerine özgü incelikleri ve hassaları vardır. Bunların da cümlesinin sırları sırlarla gizlidir. Yani özün özünden gelir. Bunların ve cümlesinin şifa, sevgi, nefret, hikmet ve kahriye v.s. ile ilgisi bu türden etkilerledir. İşte sana anlatılan bu havas ilminin özü dediğimiz halin de hali dediğimiz sırlarla örtülü sırlar dediğimiz hikmet ve ilim ve marifet ile ervahın ve büyük zatların öğrenilen ve öğretilen esma ve ayetlerle harflerin, sayıların, burçların, yıldızların, maddelerin, bitkilerin, hayvanların, canlı ve cansız nesneler üzerinde etkileriyle insanlar üzerinde dahi nebat ve hayvanata karşı şifa ve sevgi, nefret ile hassalarını inceler ve ayrıca öz olan ilim de; mevsimlerin belli mekanların, kara parçalarının, denizlerin ve ruhani alemlerdeki varlıkların, cinlerin, perilerin ve meleklerin etkili güçlerini ve ilahi bazı güç ve kudretlerin rica yada minnet edilerek şifa, sevgi ve nefret etkisi ile ve bunun dışında kalan halleri elde etmek için öğrenilen hallerdir.
Bu ilimler de bir de ebced ile başlayıp cifir ile devam eden ve ismi harf ilmi olarak bilinen ledün ilmi ve hal ilmi ile birleşen ve bunların tamamının özünü kapsayan özün özü dediğimiz sözün sırrı gelir. Ehli isen dinle marifetten hikmet eyle velakkin bu anlatacaklarım öyle kişiler içindir ki; onlar anlatacaklarımızı anlar ve de hakkıyla uygular. Bu yazdıklarımızı kavramaya çalış basit bir ilimmiş gibi yırtıp atma anlatacağımşeyleri anlatmam tabi ki olanaksız. Çünkü boynumuzda vebal olur,anlayan olur anlamayan olur, nasihate uyan olur uymayan olur, ehli olana kapalı kapı yoktur, kalbi saim olana rumuza gerek yoktur. Bu anlatacağımız olayların gerçekleşmesi ile değil olayların olacağı zamanların yaklaşmasıyla anlayacaksınız. Biz bu imajları ve manaları sisle kaplı bir vadiye dağıttık ama bu gerçekleri ruhsal saflığa ve hikmete ve marifete ulaşmış mütevazi insanlardan saklamadık hatta açıkça anlattık. Hele nur yüzlü insanlardan hiç saklamadık. Yüzünde nur olanın kalbinde hikmet pınarları vardır.Kalbe akan ilhamlar beyinde inkişaf eder, ruhunda ilim deryasına dönüşür. Sen o derya da bir gemi aklın ve vicdanın da kaptanın olur ve bunlar ruhun da ve ruhun da Ruhu Sultanda son bulur. Kendine kaptan yaparsan nefsini yolculuğun ve seyrin Şeytan ile birlikte yok olur.
Gerek ruhani varlıklar veya cinlerin bildiği kelamlar, bizzat insanlar için indirilmiş kutsal kelamları veya esmaları gizlemek ya da rumuzlamak amacıyla çeşitli şekiller, çizgiler veya tılsımlardan oluşan birtakım sayılarla sembolleşen vefkler ve tılsımlar oluşturulmuştur. Bazen de sırf sayılar kullanılarak bu ilim de çok çeşitliliklerle beraber çelişkiler de görülmektedir. Zıtlık veya yanlışlıklar ise bu ilimler kaynağından öğrenilmeyip kolaycılık (Kopyacılık) yolu seçilmiştir. Günümüzdeki kitaplar da görülen veya kullanılan tılsımlar yanlış zaman veya yanlış mekanlar da şart ve kaidelerine riayet edilmeden yazılıp hazırlandığından yapılan bir işin çoğu zaman neticeye ulaşmadığını görürüz. Bir de işi karıştıran esas mesele bu tılsım, sembol veya yazıların ilahi isimler ve semboller olmayıp cinler, periler veya ruhani varlık isimlerinden olduğu ibarettir. Veya çok daha iyisi melek üt aleminden bir melek ismi olduğudur. Dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de şudur: Tılsım yazarken eskilerin kullandıkları diller ve yazılar çok eski kavimlerin dillerine göre yazıldığı için günümüze gelene kadar bir çoğu unutulmuş bir çokları da tahribatlara uğratılmıştır. Bu uygarlıklara ve dillere örnek olarak Mu uygarlığı Atlantis kavimleri ve eski kipti ırkı ile eski İbranice,eski Süryanice ve eski Arapça nın bazı lehçeleri ve eski Mısır yazıları, lehçeleri ve alfabeleri ki; bugün bunların bir çoğu unutulmuştur. Ve daha sonra esma ve ayetlerin manevi etkisini kullanma halidir ki; bu da bazı şartlara bağlıdır... Bunlar da özet olarak esma ve ayetlerin anlam ve etkilerinin kudretini bilmektir. Bu halde kendi içinde guruplamaktır. Bunlarıda şöyle özetleyelim; esma veya ayetin bilinen anlamının yanında bir de batını(gizli) anlamları vardır. Bunlar etki olarak farklı sonuçlar verirler ve sen bilmelisin ki; Kuran ı Kerimin anlamının anahtarını yüce Allah (c.c.) peygamberleri ve onun evliya kullarına ve rahmani olan meleklere lütfetmiştir.
Şimdi bunu sana biraz daha açayım şöyle ki; sözleri ruhsuz bedenler olarak düşün yani cansız cesetlerin hali olarak işte bu cesetlere ruh vermek sözlerin insan dilinden kelam olarak çıkmasıdır. Ama bu çıkışın mertebeleri ve kudretleri farklı farklıdır. Buna da kelam ilmi derler. Eğer sen hakkıyla dilden çıkan sözlere ruh yüklersen bu durum mecazi anlamdadır. Bu yükleyişle onu kudretlendirebilirsen o kelamla amaçladığın etkiyi hemen elde edersin. Çünkü kudretlenmiş ruhlar yani yüklenmiş sözler etki sahibidirler ve etkileyici olmasının yanında etkileyicileri de harekete geçirendirler.
Bu sırları sana biraz daha açayım bilmiş ol ki; bunlarınşekli ise iç içe girmiş daireler gibidirler. Yani dairelerden maksat sırların sırlarla örtülü olduğunu anlatmak istedim. Bir sır kapısını geçmekle mana alemine geçtiğini zannetme araladığın her sır kapısının ardından yeni bir sır kapısıkarşına çıkacaktır. Bu sırlar aleminden geçiş süresince karşına çıkacak olan bir sürü engeller olacaktır. Bunları aşmanın yolu başta ihlas olmakla beraber kuvvetli bir iman yapısı irade ve teslimiyet gerektirmektedir. Bu geçeceğin sır kapılarını her araladığın da başka bir zaman ve boyuta geçeceksin. Tabi ki; sırları çözmekle bitiremezsin. Bu böylece devam eder gider. Bilmen gereken bilgi sorumluluk yükler ve gizli sırlar insana her zaman mutluluk vermez. Bu hal vefk ilminde görülür.Şöyle ki; nasıl harf üzere tertip olan vefkler nesneye ve cesede, sayı ile tertip olan vefkler ise ruha ve ervaha, karma olanlar ise her ikisine de etki ederse bu daireler de iç içe her hali kapsar ve halden hale geçirtir. Hal diliyle sana sırları tabir eyler her ilimden birer nebze tattırır. Bilmiş ol ki; rakamların, vefklerin ve çizgilerin ya da tılsımların ki; bunlar da harf ve rakamdır. Bunların da kendilerine özgü incelikleri ve hassaları vardır. Bunların da cümlesinin sırları sırlarla gizlidir. Yani özün özünden gelir. Bunların ve cümlesinin şifa, sevgi, nefret, hikmet ve kahriye v.s. ile ilgisi bu türden etkilerledir. İşte sana anlatılan bu havas ilminin özü dediğimiz halin de hali dediğimiz sırlarla örtülü sırlar dediğimiz hikmet ve ilim ve marifet ile ervahın ve büyük zatların öğrenilen ve öğretilen esma ve ayetlerle harflerin, sayıların, burçların, yıldızların, maddelerin, bitkilerin, hayvanların, canlı ve cansız nesneler üzerinde etkileriyle insanlar üzerinde dahi nebat ve hayvanata karşı şifa ve sevgi, nefret ile hassalarını inceler ve ayrıca öz olan ilim de; mevsimlerin belli mekanların, kara parçalarının, denizlerin ve ruhani alemlerdeki varlıkların, cinlerin, perilerin ve meleklerin etkili güçlerini ve ilahi bazı güç ve kudretlerin rica yada minnet edilerek şifa, sevgi ve nefret etkisi ile ve bunun dışında kalan halleri elde etmek için öğrenilen hallerdir.
Bu ilimler de bir de ebced ile başlayıp cifir ile devam eden ve ismi harf ilmi olarak bilinen ledün ilmi ve hal ilmi ile birleşen ve bunların tamamının özünü kapsayan özün özü dediğimiz sözün sırrı gelir. Ehli isen dinle marifetten hikmet eyle velakkin bu anlatacaklarım öyle kişiler içindir ki; onlar anlatacaklarımızı anlar ve de hakkıyla uygular. Bu yazdıklarımızı kavramaya çalış basit bir ilimmiş gibi yırtıp atma anlatacağımşeyleri anlatmam tabi ki olanaksız. Çünkü boynumuzda vebal olur,anlayan olur anlamayan olur, nasihate uyan olur uymayan olur, ehli olana kapalı kapı yoktur, kalbi saim olana rumuza gerek yoktur. Bu anlatacağımız olayların gerçekleşmesi ile değil olayların olacağı zamanların yaklaşmasıyla anlayacaksınız. Biz bu imajları ve manaları sisle kaplı bir vadiye dağıttık ama bu gerçekleri ruhsal saflığa ve hikmete ve marifete ulaşmış mütevazi insanlardan saklamadık hatta açıkça anlattık. Hele nur yüzlü insanlardan hiç saklamadık. Yüzünde nur olanın kalbinde hikmet pınarları vardır.Kalbe akan ilhamlar beyinde inkişaf eder, ruhunda ilim deryasına dönüşür. Sen o derya da bir gemi aklın ve vicdanın da kaptanın olur ve bunlar ruhun da ve ruhun da Ruhu Sultanda son bulur. Kendine kaptan yaparsan nefsini yolculuğun ve seyrin Şeytan ile birlikte yok olur.
Şimdi bunu sana biraz daha açayım şöyle ki; sözleri ruhsuz bedenler olarak düşün yani cansız cesetlerin hali olarak işte bu cesetlere ruh vermek sözlerin insan dilinden kelam olarak çıkmasıdır. Ama bu çıkışın mertebeleri ve kudretleri farklı farklıdır. Buna da kelam ilmi derler. Eğer sen hakkıyla dilden çıkan sözlere ruh yüklersen bu durum mecazi anlamdadır. Bu yükleyişle onu kudretlendirebilirsen o kelamla amaçladığın etkiyi hemen elde edersin. Çünkü kudretlenmiş ruhlar yani yüklenmiş sözler etki sahibidirler ve etkileyici olmasının yanında etkileyicileri de harekete geçirendirler.
Bu sırları sana biraz daha açayım bilmiş ol ki; bunlarınşekli ise iç içe girmiş daireler gibidirler. Yani dairelerden maksat sırların sırlarla örtülü olduğunu anlatmak istedim. Bir sır kapısını geçmekle mana alemine geçtiğini zannetme araladığın her sır kapısının ardından yeni bir sır kapısı karşına çıkacaktır. Bu sırlar aleminden geçiş süresince karşına çıkacak olan bir sürü engeller olacaktır. Bunları aşmanın yolu başta ihlas olmakla beraber kuvvetli bir iman yapısı irade ve teslimiyet gerektirmektedir. Bu geçeceğin sır kapılarını her araladığın da başka bir zaman ve boyuta geçeceksin. Tabi ki; sırları çözmekle bitiremezsin. Bu böylece devam eder gider. Bilmen gereken bilgi sorumluluk yükler ve gizli sırlar insana her zaman mutluluk vermez. Bu hal vefk ilminde görülür.Şöyle ki; nasıl harf üzere tertip olan vefkler nesneye ve cesede, sayı ile tertip olan vefkler ise ruha ve ervaha, karma olanlar ise her ikisine de etki ederse bu daireler de iç içe her hali kapsar ve halden hale geçirtir. Hal diliyle sana sırları tabir eyler her ilimden birer nebze tattırır. Bilmiş ol ki; rakamların, vefklerin ve çizgilerin ya da tılsımların ki; bunlar da harf ve rakamdır. Bunların da kendilerine özgü incelikleri ve hassaları vardır. Bunların da cümlesinin sırları sırlarla gizlidir. Yani özün özünden gelir. Bunların ve cümlesinin şifa, sevgi, nefret, hikmet ve kahriye v.s. ile ilgisi bu türden etkilerledir. İşte sana anlatılan bu havas ilminin özü dediğimiz halin de hali dediğimiz sırlarla örtülü sırlar dediğimiz hikmet ve ilim ve marifet ile ervahın ve büyük zatların öğrenilen ve öğretilen esma ve ayetlerle harflerin, sayıların, burçların, yıldızların, maddelerin, bitkilerin, hayvanların, canlı ve cansız nesneler üzerinde etkileriyle insanlar üzerinde dahi nebat ve hayvanata karşı şifa ve sevgi, nefret ile hassalarını inceler ve ayrıca öz olan ilim de; mevsimlerin belli mekanların, kara parçalarının, denizlerin ve ruhani alemlerdeki varlıkların, cinlerin, perilerin ve meleklerin etkili güçlerini ve ilahi bazı güç ve kudretlerin rica yada minnet edilerek şifa, sevgi ve nefret etkisi ile ve bunun dışında kalan halleri elde etmek için öğrenilen hallerdir.
Bu ilimler de bir de ebced ile başlayıp cifir ile devam eden ve ismi harf ilmi olarak bilinen ledün ilmi ve hal ilmi ile birleşen ve bunların tamamının özünü kapsayan özün özü dediğimiz sözün sırrı gelir. Ehli isen dinle marifetten hikmet eyle velakkin bu anlatacaklarım öyle kişiler içindir ki; onlar anlatacaklarımızı anlar ve de hakkıyla uygular. Bu yazdıklarımızı kavramaya çalış basit bir ilimmiş gibi yırtıp atma anlatacağımşeyleri anlatmam tabi ki olanaksız. Çünkü boynumuzda vebal olur,anlayan olur anlamayan olur, nasihate uyan olur uymayan olur, ehli olana kapalı kapı yoktur, kalbi saim olana rumuza gerek yoktur. Bu anlatacağımız olayların gerçekleşmesi ile değil olayların olacağı zamanların yaklaşmasıyla anlayacaksınız. Biz bu imajları ve manaları sisle kaplı bir vadiye dağıttık ama bu gerçekleri ruhsal saflığa ve hikmete ve marifete ulaşmış mütevazi insanlardan saklamadık hatta açıkça anlattık. Hele nur yüzlü insanlardan hiç saklamadık. Yüzünde nur olanın kalbinde hikmet pınarları vardır.Kalbe akan ilhamlar beyinde inkişaf eder, ruhunda ilim deryasına dönüşür. Sen o derya da bir gemi aklın ve vicdanın da kaptanın olur ve bunlar ruhun da ve ruhun da Ruhu Sultanda son bulur. Kendine kaptan yaparsan nefsini yolculuğun ve seyrin Şeytan ile birlikte yok olur.
Bu sırları sana biraz daha açayım bilmiş ol ki; bunlarınşekli ise iç içe girmiş daireler gibidirler. Yani dairelerden maksat sırların sırlarla örtülü olduğunu anlatmak istedim. Bir sır kapısını geçmekle mana alemine geçtiğini zannetme araladığın her sır kapısının ardından yeni bir sır kapısı karşına çıkacaktır. Bu sırlar aleminden geçiş süresince karşına çıkacak olan bir sürü engeller olacaktır. Bunları aşmanın yolu başta ihlas olmakla beraber kuvvetli bir iman yapısı irade ve teslimiyet gerektirmektedir. Bu geçeceğin sır kapılarını her araladığın da başka bir zaman ve boyuta geçeceksin. Tabi ki; sırları çözmekle bitiremezsin. Bu böylece devam eder gider. Bilmen gereken bilgi sorumluluk yükler ve gizli sırlar insana her zaman mutluluk vermez. Bu hal vefk ilminde görülür.Şöyle ki; nasıl harf üzere tertip olan vefkler nesneye ve cesede, sayı ile tertip olan vefkler ise ruha ve ervaha, karma olanlar ise her ikisine de etki ederse bu daireler de iç içe her hali kapsar ve halden hale geçirtir. Hal diliyle sana sırları tabir eyler her ilimden birer nebze tattırır. Bilmiş ol ki; rakamların, vefklerin ve çizgilerin ya da tılsımların ki; bunlar da harf ve rakamdır. Bunların da kendilerine özgü incelikleri ve hassaları vardır. Bunların da cümlesinin sırları sırlarla gizlidir. Yani özün özünden gelir. Bunların ve cümlesinin şifa, sevgi, nefret, hikmet ve kahriye v.s. ile ilgisi bu türden etkilerledir. İşte sana anlatılan bu havas ilminin özü dediğimiz halin de hali dediğimiz sırlarla örtülü sırlar dediğimiz hikmet ve ilim ve marifet ile ervahın ve büyük zatların öğrenilen ve öğretilen esma ve ayetlerle harflerin, sayıların, burçların, yıldızların, maddelerin, bitkilerin, hayvanların, canlı ve cansız nesneler üzerinde etkileriyle insanlar üzerinde dahi nebat ve hayvanata karşı şifa ve sevgi, nefret ile hassalarını inceler ve ayrıca öz olan ilim de; mevsimlerin belli mekanların, kara parçalarının, denizlerin ve ruhani alemlerdeki varlıkların, cinlerin, perilerin ve meleklerin etkili güçlerini ve ilahi bazı güç ve kudretlerin rica yada minnet edilerek şifa, sevgi ve nefret etkisi ile ve bunun dışında kalan halleri elde etmek için öğrenilen hallerdir.
Bu ilimler de bir de ebced ile başlayıp cifir ile devam eden ve ismi harf ilmi olarak bilinen ledün ilmi ve hal ilmi ile birleşen ve bunların tamamının özünü kapsayan özün özü dediğimiz sözün sırrı gelir. Ehli isen dinle marifetten hikmet eyle velakkin bu anlatacaklarım öyle kişiler içindir ki; onlar anlatacaklarımızı anlar ve de hakkıyla uygular. Bu yazdıklarımızı kavramaya çalış basit bir ilimmiş gibi yırtıp atma anlatacağımşeyleri anlatmam tabi ki olanaksız. Çünkü boynumuzda vebal olur,anlayan olur anlamayan olur, nasihate uyan olur uymayan olur, ehli olana kapalı kapı yoktur, kalbi saim olana rumuza gerek yoktur. Bu anlatacağımız olayların gerçekleşmesi ile değil olayların olacağı zamanların yaklaşmasıyla anlayacaksınız. Biz bu imajları ve manaları sisle kaplı bir vadiye dağıttık ama bu gerçekleri ruhsal saflığa ve hikmete ve marifete ulaşmış mütevazi insanlardan saklamadık hatta açıkça anlattık. Hele nur yüzlü insanlardan hiç saklamadık. Yüzünde nur olanın kalbinde hikmet pınarları vardır.Kalbe akan ilhamlar beyinde inkişaf eder, ruhunda ilim deryasına dönüşür. Sen o derya da bir gemi aklın ve vicdanın da kaptanın olur ve bunlar ruhun da ve ruhun da Ruhu Sultanda son bulur. Kendine kaptan yaparsan nefsini yolculuğun ve seyrin Şeytan ile birlikte yok olur.
Bu ilimler de bir de ebced ile başlayıp cifir ile devam eden ve ismi harf ilmi olarak bilinen ledün ilmi ve hal ilmi ile birleşen ve bunların tamamının özünü kapsayan özün özü dediğimiz sözün sırrı gelir. Ehli isen dinle marifetten hikmet eyle velakkin bu anlatacaklarım öyle kişiler içindir ki; onlar anlatacaklarımızı anlar ve de hakkıyla uygular. Bu yazdıklarımızı kavramaya çalış basit bir ilimmiş gibi yırtıp atma anlatacağımşeyleri anlatmam tabi ki olanaksız. Çünkü boynumuzda vebal olur,anlayan olur anlamayan olur, nasihate uyan olur uymayan olur, ehli olana kapalı kapı yoktur, kalbi saim olana rumuza gerek yoktur. Bu anlatacağımız olayların gerçekleşmesi ile değil olayların olacağı zamanların yaklaşmasıyla anlayacaksınız. Biz bu imajları ve manaları sisle kaplı bir vadiye dağıttık ama bu gerçekleri ruhsal saflığa ve hikmete ve marifete ulaşmış mütevazi insanlardan saklamadık hatta açıkça anlattık. Hele nur yüzlü insanlardan hiç saklamadık. Yüzünde nur olanın kalbinde hikmet pınarları vardır.Kalbe akan ilhamlar beyinde inkişaf eder, ruhunda ilim deryasına dönüşür. Sen o derya da bir gemi aklın ve vicdanın da kaptanın olur ve bunlar ruhun da ve ruhun da Ruhu Sultanda son bulur. Kendine kaptan yaparsan nefsini yolculuğun ve seyrin Şeytan ile birlikte yok olur.

Başlıca Büyü Belirtileri;
1- Farklı Hastalıklarda Olması Gereken Belirtilerin Bir Arada Olması
2- Yakınlarına Karşı Düşmanca Tavırlar
3- İbadette Zorlamalar
4- ilaçların Etkisine Karşı Direnç
5- Bulunan Mekanlarla İlgili Şikayetler
6- Aile Fertlerinin de Dahil Olduğu İzah Edilemeyen Yakınmalar
7- Bilinç Bulanıklığı
8- Sapkın İlişkiler
9- Şikayetlerin Abuk-Sabuk Materyallerle İlgili Görülmesi
10- Çok Yönlü Şikayetler
11- Evlilik Problemlerinin Sık Görülmesi
12- Eşler Arası Anlamsız Kavgalar
13- Garip Davranışlar
Sevdiğine yada etrafındaki insalara daha güzel daha şirin görünmek isteyenlerin başvurduğu bir büyü çeşididir.
Sevdiğine daha güzel daha şirin görünmek isteyenlerin aşağıdaki duayı bir tatlşıya okuyup onu sevdiğine ikram etmesi önerilir.
Ya hayyü ya kayyümü bike esteğıysü faslık li şe'ni küllehü ve la tekilni ila nefsi tarfete aynin
Eğer sevdiğin insana şirin görünmek istiyorsan pazar günü oruç tutarak oruçlu olduğun yeri 7 karanfil ile Sevdiğin kişiye şirin görünmek istersen pazar günü oruçlu olarak olduğun yeri 7 karanfil ile tütsüleyip yirmi defa okursan sevdiğine şirin görünürsün.

Metal bir kap içerisine sabah saatlerinde biraz soğuk süt koyunuz .Sütü yüzünüze sürün ve aynı işlemi 11 defa tekrar edin her defasında 33 kere muttan kabali kelimlerini söyleyin işleminiz bitince yüzünüzü soğuk su ile durulayın.

Şemhahirin Şemhahirin. Şemhahîrin Şemhahîrin. Bikehtahûnihin Bikehtahûnihin. Beşârişin Beşârişin. Tunîşin Tunîşin. ŞemhabarûhinŞemhabarûhin.
Allahümme bi hakkı kehkehicin yağtaşin bi lat sağşağavilin. Emvilin celedin mehcemen helmecin vurudihin mehfeyacin bi izzetike illa ahazte semihim ve Ebsarihim.
Sübhane men leyse kemislihi şey'ün ve Hüve's-Semiû'l-Basîr. Ve Bi Hakkı (Adedi Kadar Tespit Edilmiş Esmaül Hüsnâ Okunulur.)
Ecibü eyyetühel müliki vel avan bi hakkı hazihil esmai aleyküm vetâatiha ledeyküm ve bi hakkı men kale li's-semavati vel ardi i'tiya tavanen kerhen kaleta eteyna tai ine lillâhi'r-rabbil alemîn. Ecibu vesmeu ve atiu vela tekunü minellezine kalu seminâ ve atânâ ve hüm la yesmaune. Ecib Yâ Cebrâil Aleyhisselam ve Yâ İsrâfil Aleyhisselam ve Yâ Mikâil Aleyhisselam ve Yâ Azrâil Aleyhisselam ve ente Yâ Emlakil müvekkiline Bi Hazel Vefk (Esmadan Çıkarılan Ulvi Hadimlerin İsimi)
Aksemtü Aleyküm bil melekil azim münzilel vahiy ale'r-Resuli min muradikatil azameti ilâ levhil Mahfuz. İlla mâ ecebtüm azimeti hazihi vehzurtüm hâdimi hazel yevmül müvekkiline Bi Yevmil(Okuma Günü) El Meliki (Günün Ulvi Hizmetlileri) Ve hâdimihi meleki (Günün Sufli Hizmetlileri) Ve hüddami hazel vefk (Sufli ve Şerri Hizmetlilerin İsimleri) Bi hakkı (İstek) Mâ fiha min sırri vel Esrari ve nur'ül Envâri Heyyen Heyyen. El-vâhen El-vâhen.. E'l-acele El-acele. Es-sâate Es-sâate.. .

Birine karşı kendini sevdirmek ona şirin gözükmek sevgi ve muhabbet amaçı ile yapılan uygulamalardır.İstenilenin talep eden kişiye aşırı bağlılık sevip bağlanması amaçlanır.Bilinen birçok çeşiti bulunmaktadır Ak büyü cinsi uygulamalardır.
Aşkbüyüsü tarifleri öyle kolayca bulunmaz.Bulunanlar ise kulaktan kulağa dolma yalan yanlış olanlarıdır.Aşk büyüsü yaparken ve sonrasında tutarmı diye tereddüt etmek aşk büyüsü nün etkisini azaltır.Etkili yapılan aşk büyüsü çok büyük olasılıkla tutar.


Çok etkili aşk büyüsü vefk tılsımıyla yapılandır.Güçlü bir aşk büyüsü sizi sevdiğinize aşık etmek için en ideal bir yöntem bile sayılabilir.
Kadın ve Erkek için yapılan aşk büyüleri;sevdiğim aşkından yanıp tutuşsun ve giden sevgiliyi geri getirmek için yapılır.
Sevenleri veya Ayrı Olanları Birbirine kavuşturmak ve birleştirmek amacıyla yapılır.Eşinizle tekrardan barışmak ve sevdiğime kavuşmakistiyorum diyorsanız oldukça güçlü bir yöntemtir.
Kendini Sevdirmek için yapılan bir büyüdür.Hoşlandığın kişiye açılmakta zorlanıyorsan,kendini beğendirmek,karşı cinsin gözüne hoş görünmek için yapılır.Hayırlı Kısmet veya Eş Bulma içinde tercih edilebilir.
Giden Sevgiliyi Geri Döndürmek için yapılan bir büyü çeşitidir.Giden Sevgiliyi Geri Getirmek için kullanılan büyüler bu gruba girer,Ayrılan Sevgiliyi Geri Döndüren bu büyülei genelde Ayrı Çiftler tarafından tercih ediliyor.
Sevgilim Bana Nasıl Geri Döner Soruna iyi bir cevap olan bu büyü çeşitidir.Size Sevdiğinizi Geri getiren kolay ve basit büyülerdendir.
Çevreye şirin görünmek için kendinize aşık etmek için yapılan büyü çeşitidir.Şirinlik Muskası adıda verilir.
Vefk tılsımı adı verilen bir uygulama sayesinde gerçekleşen aşk büyüsü;bilinen aşk büyüleri içinde en kuvvetli yöntemdir.Güzel bir aşk büyüsü ile sevdiklerime kavuşmak isteyenlere derman çare olabilir.
Etkili ve en güçlü olan yolu vefk adı verilen tılsımlar ile hazırlanan cinsidir.Doğru ve uzman kişiler tarafından yapılan bu işlemlerin tutma olasılığı çok yüksektir.
Aşk büyüsü hakkında daha detay bilgi almak için lütfen irtibata geçiniz.


Evlilik büyüsünde ki amaç; çiftler arasındaki evlenmeye engel olacak kişilerin ikna olmasını sağlamak veya karşı cinsi evlenmeye ikna etmektir. Etkisi ömür boyu sürebilir. Doğru bir şekilde uygulandığı taktirde başarılı sonuçlar alınmaktadır. Bu büyüde önemli olan, işlem yaptıran kişinin samimiyetidir. Hayırlı bir evlilik yapmak isteyenler ve kısmetin açılması için(Cuma günü yapılacaklar) 21 gün boyunca her gün 1 bardak suya 101 defa, ‘’Inna fetahna leke fethan mübina. Ve fütihatis semaü fekanet ebvaba’’ okunması ve bu suyun evlenmek ... Cuma günü 100 kere okunan istek duası Cuma günü sela vakti 100 kere okuyan dileğine kavuşur Allah Teala'nın izniyle. Sübhan-Allahve'l-hamdü li'llahi ve la ilahe illallahu ... Evlilik için Cuma suresi Helalinden hayırlı bir evlilik için Cuma suresi 18 defa okunur. Bismillahirrahmanirrahim 1. Yesebbihu lillahi ma fiyssemavati ve ma fiyl'ardıl elmelikilkuddusil-'aziyzilhakiymi. 2. Huvelleziy be'ase fiyl'ummiyyiyne resulen ...

Amenerrasulü bima ünzile ileyhi mirrabbihi vel mü'minun,küllün amene billahi vemelaiketihi ve kütübihi ve rusülih,la nüferriku beyne ehadin min rusülih,ve kalu semi'na ve ata'na gufraneke rabbena ve ileykelmesir.La yükellifullahü nefsenilla vüs'aha,leha ma kesebet ve aleyha,mektesebet,rabbena latüahızna innesiyna ev ahta'na,rabbena vela tahmil aleyna ısran kema hameltehü alelleziyne min gablina,rabbena vela tühammilna,mala takatelena bih,va'fü anna,vağfirlena,verhamna,ente mevlana fensurna alel gavmil kafiriyn. bu dua 7 adet mum alınarak her bırının uzerine 41 defa okunarak yakılmaya başlanır zira her gun bır edet yakılır sevdiği ona mutlaka ram olur.

Kara büyü; kötülük için yapilan büyüdür,.Kara büyü insanin hayatina sagligina mal ve mülküne evine-barkina-hayvanlarina yönelmis olan büyüdür.Sevisenleri-evli esleri birbirinden sogutmak ve ayirmak konusma kabiliyetini cinsi kudreti-uykuyu vs baglamak hisim ve düsman kabul edilen kisiyi hasta etmek.Kara büyü asil sihir ki bazi kimseler perilerin ve hususiyetle seytanlarin yani kafir cinlerin müdahalesiyle bu büyü islemini yaparlar.

Kara Büyüde Kullanılan Malzemeler;
Yarasa gözleri ve kanı;kara kedi;idrar;kan;ceset parcaları;kurbağa kanı ve gözü;karga kanı ve gözü;mezar toprağı gibi.....

Büyüler tersi işlem yapılarak bozulur.Hangi yolla yapılmışise bozumunda ise o yöntemleri bilmek gerekir.Uzman hoca yada medyum tarafından bozdurmak yoluna giderilmelidir.
Kara büyü tamamen zarar amaçlıdır.Bunda ustalaşmış büyücüler herşeyi göze alabilir ve yapabilirler.Güçlerini karanlık güçlerle işbirliği yaparak alırlar.Kara büyü tanrıyı inkar etmek demektir.

Hayz kanı ile yapılan ve pagan dönemlerden kalan en etkili büyü çeşitlerinden birisidir...
Adet kanı büyüsü asılında papaz büyüsünün değişik bir yapılış şekli olarak değerlendirilebilir.Diğer yöntem malzemelerle birlikte bir papazdan yardım isteme yöntemidir.

Papaz Büyüsü genelde tersi işlem yapılarak bozulur.Papaz Büyüsü Bozulması işin ehli hoca veya medyum tarafından yapılmalıdır.
Papaz büyüsü hakkında daha detay bilgi almak için lütfen medyum uğur hoca ile irtibata geçiniz.
Genellikle evli kadınların eşlerine karşı yaptığı bir uygulamadır.Gözü benden başkasını görmesin amacı ile yapılır.Bağlama büyüsü yedirme içirme işlemi ile yapılanlarıyla beraber özel tılsımlar ile yapılanlarıda bulunmaktadır.Tılsımlar en etkili olanlarıdır.Yapılan kişinin yaptırandan başkasını gözü görmez bozulması en zor büyüler arasındadır.


Kendine Bağlama Büyüsü Eşinizi Yada Sevdiğinizi Kendinize bağlamanız amacıyla yapılan büyü çeşitidir.Eşiniz veya sevgiliniz sözünüzden asla çıkmaması ve sözünüzü dinlemesi için yapılır.

Eşinizin Veya Sevdiğinizin Gözü Bağlansın Gözü benden başkasınıgörmesin amacıyla yapılan bir büyü çeşitidir.Gözünün bağlanması ile ayrıca sonsuz sadakat büyüsüde sağlar.
Bağlama büyüsü ilişkiniz hakkında konuşanlar için ve ilişkiye mani olanları engelemek amacıyla yapılır.Kaynana veya Kayınbabanızında dilini bağlamak içinde oldukça ideal bir büyüdür.
Bağlama büyüsü ndeki amaç beni sevsin,bana bağlansın amacındadır.

Genelde hovarda ve çapkın kocalar için yapılan en etkili bağlama büyülerindendir.Erkeklik bağlama büyüsü,erkeğin cinsel gücünü bağlamada,ve evine bağlanmasında oldukça etkilidir.

Kocanızın veya Sevgilinizin size bağlanmasını amaçlar,kocanız sizden başka bayana bakmaz,sevgilimin veya eşimin bana bağlanmasını istiyorum türünden istekleriniz için güçlü bir bağlama büyüsüdür.
Doğru ve Uzman kişiler tarafından yapılan bu işlemlerin tutma olasılığı çok yüksektir Vefk adı verilen tılsımlar en güçlü ve etkili olanlarıdır.

Bağlama büyüsü hakkında daha detay bilgi almak için medyum uğur hoca ile irtibata geçin.
Sevgi Büyüsü birisinin sevgisini kazanmak onun kalbine kayıtsız şartsız girmek için yapılan işlemlerin genel metodudur. Sevgi Büyüsü ak büyü cinsi uygulamadır ve bir çok çeşidi bulunmaktadır.En etkili Sevgi Büyüsü tılsım şeklinde hazırlananlarıdır.Bu uygulamaların başarı oranı hem çok yüksek hemde bozulmaları çok zordur.

Eşler Arası Sevgi Büyüsü Sevdiğinizin veya Eşinizin veya Hayat arkadaşınızın geri gelmesini veya sizi aramasını istiyorsanız Bu büyü çeşiti etkili bir yöntemdir ve kisa zamanda olumlu sonuclar alınır Bu büyü diğer büyülere hitaben daha olumlu sonuçlar vermektedir.
Sevgiliniz ve Eşiniz tarafından terk edildiyseniz veya aranız bozuk olan herhangi bir kişi ile tekrar aranızı duzeltmek ve aranızdaki bağıkuvvetlendirmek istiyorsanız Sevgi büyüsü yaptirmaniz mümkün olacaktir ve etkili bir büyüdür.
Genellikle karşıdaki kişiyi etkileme amaçlı ve size karşı sevgi duyması için yapılır.Etkilemek istediğiniz kişinin bir fotoğrafını alın ve dört raptiyenin yardımıyla yatağınızın başucuna asın. resmin açısına dikkat edin! Resimdeki yüz size dönük olmalı ve ek olrak şunuda belirtelim bu işlemi uyguladığınız yatakta sizden başkası yatmazsa iyi olur, çünkü gerçekten etkili bir büyüdür.. bu büyü sayesinde resmini kullandığınız kişinin zihnini sürekli meşgul edeceksiniz. Hani bir söz vardır nereye baksam onu görüyorum onu sürekli görmeye hazır olun...
Bu işlem vefk ilmi ile hazırlanır ve oldukça etkilidir.Sevdiği kişiye karşı kendini sevdirmek ona güzel gözükmek sevgi ve muhabbet amaçı ile medyumlar tarafından yapılır İstenilenin talep eden kişiye aşırı bağlılık sevip bağlanması amaçlanır.
Sevgi büyüsünü bozmak Öncelikle Medyumlara başvurulur ve Onlardan yardımlar alınır Sevgi büyüsünü bozma için tamamen ters uygulamalar yapılmaktadır.
Sevgili misafirler büyü ve sihir bozmak için ihtiyacınız olan duadır.Önce 2rekat Allah rizasi icin namaz kilin hasil olan sevabini resulüekremin ve ehlibeytinin ruhuna hiba edin sonra 2rekat niyetiniz icin namaz kilin Yarrabi bana bütün sihirbazlardan büyücülerden cin ve cincilerden gelen bütün rahatsizligimdan kurtulmam icin Eyüp as. ma sihat ve sifa verdigin gibi benide sihat ve afiyetime kasvustur vs… Daha sonra bir kap su alin niyetinizi geriye suyun üstüne söyleyin suya varsa biraz zem zem yoksa biraz deniz suyu o da yoksa biraz normal tuz karistiurin agziniz suya getirip yasini okumaya baslayin birinci mübini okuduktan sonra 7ayetelkürsi sonra yasini biraktiginiz yerden olkumaya devam edin 2mübini okuduktan sonra 7felag 3mübini okuduktan sonra 7nas 4mübini okuduktan sonra 7 insirah 5mübini okuduktan sonra 7ihlas 6mübini okuduktan sonra 7fatiha 7mübini okuduktan sonra 7amenerresulü okuyup yasini okumasini bitirin okuduklarinizi önden suya sonrada üstünüze üfleyin besmele ile 3 veya yedi yudum icin elinizi yüzünüzü yikayin kollarinizi omuzlariniza kadar yikayin sag elinizle o sudan kalbinizi ovalayin kafaniza mest verin boynunuzuda mesleyin kalan suyla evin 4 köşesini ıslatın Evin muhtelif yerlerine okunmuş su serpin.

Matlubun yanına varmadan evvel 19 defabismillahirrahmanirrahim. Ferdün hayyun kayyumun hakemün adlün kuddüsün anetil vücuhu lil-hayyil- kayyum okunup matlubun yanına varınca yüzüne karşı sıcak nefesle üflenir. Okuma ile üfleme arasında konuşma ve uzun yolculuk, veya başka bir meşguliyet olmamalıdır. Meryem Suresi ile Muhabbet Büyüsü meryem suresi temiz iki adet kagıda is mürekkebi ile yazılır bu yazılan kagıtlardan birisi suya ıslatılır biriside üzerinde tasınır suyaıslatılan kagıt içirilir içirilemezse gelip gectigi yola veya evinin önüne dökülür ..... Medyumdan Etkili Muhabbet Büyüsü Kevser suresi tatlı bir şey üzerine harflerinin adedi kadar okunur. Okumaya başlamadan evvel niyet edilmesi gerekir. Okuma bittikten sonra evvela allah?a dua edilir. Sonrada *ey bu surenin Etkili Muhabbet Büyüsü Yaptırmak Gusül edip pak ve halvet (temiz ve boş) bir yerde… 2 rekat namaz kıl. Ondan sonra 500 kere bu duayı oku. La ilahe illallahur rauf… Detaylı bilgi için iletişim sayfamızı ziyaret ediniz. Muhabbetle Aşık Etme Yolu
Muhabbet mevzusunda kuranı kerimdeki muhabbetten bahseden ayetlerden istifade edilebilir. Şöyleki. Bu ayetler harflerinin adedi kadar yahut 100 er defa okunmaya devam edilip dua edilerek hadimlerinden yardım istenir. hadimleri bu sure-i şerife hakkı için bu tatlıyı yiyen kimsenin kalbine falancaya karşıAllah’ın izni ile muhabbet ilga edin* Diye hadimlerinden yardım istenir.

Sevgiliİçin Muhabbet Büyüsü YapmakEşini veya sevgilisini terk etmiş birinin itaatlıbir şekilde dönmesi için bu duayı yazıp yazdığını havaya asarsan,en kısa zamanda döner. Yazılacak olan dua budur:
Amenerrasulü bima ünzile ileyhi mirrabbihi vel mü'minun,küllün amene billahi vemelaiketihi ve kütübihi ve rusülih,la nüferriku beyne ehadin min rusülih,ve kalu semi'na ve ata'na gufraneke rabbena ve ileykelmesir.La yükellifullahü nefsenilla vüs'aha,leha ma kesebet ve aleyha,mektesebet,rabbena latüahızna innesiyna ev ahta'na,rabbena vela tahmil aleyna ısran kema hameltehü alelleziyne min gablina,rabbena vela tühammilna,mala takatelena bih,va'fü anna,vağfirlena,verhamna,ente mevlana fensurna alel gavmil kafiriyn. bu dua 7 adet mum alınarak her bırının uzerine 41 defa okunarak yakılmaya başlanır zira her gun bır edet yakılır sevdiği ona mutlaka ram olur.


Kim bu duayı 4444 defa okursa bütün sıkıntılarından kurtulur ve dertlerine deva hastalıklarına şifa borçlarına eda bulur ama ne bir eksik ne bir fazla tam 4444 defa okunması şart) Salavatı şerifeye başlamadan önce, tam bir iman ve ihlasla, 21 defa "Estağfirullah el azizıym ve etubü ileyh" diye istiğfar getirin ve ne için okunuyorsa kalben ona niyet ediniz. Mesela Borcumdan, fakirlikten, şu muradımı erdir gibi
Bismillahirrahmânirrahîm Allahumme salli salaten kamileten ve sellim selamen tammen ala seyyidina muhammedinillezi tenhallü bihil ukadü ve tenfericü bihil kürabü ve tukda bihil havaicü ve tünalü bihir regaibü ve husnül hevatimi ve yüsteskal gamamü bi vechihil kerimi ve ala alihi ve sahbihi fi külli lemhatin ve nefesin bi adedi külli ma'lumin lek.


Bismillahirrahmânirrahîm Euzü bi kelimatillahit tammatilleti la yücavizühünne berrün ve la facirun min şerri ma zerae filardı ve min şerri ma yahrucü minha ve min şerri maya'rucü fis semai ve ma yenzilü minha ve min şerri külli tarikın illa tarikan yatruku bi hayrin ya rahman

Bismillahirrahmânirrahîm Allahümme rabbes semavatis seb'ı ve rabbel arşil azıymi ikfini külle mühimmin min haysü şi'te min eyne şi'te Herhangi bir kul bu duayı okursa Allah mutlaka onun üzüntüsü giderir (Ramuz el Ehadisi)

Sabah namazının peşinden yüz defa Sübhanellah, yüz defa La ilahe illellah, yüz defada Allahü Ekber diyen kimsenin günahları, denizlerin köpüğü kadar bile olsa mağrifet olunur. (Nesci) Bismillahirrahmânirrahîm Estağfirillahel azıymellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyüme ve eubü ileyh" diye kimsenin günahlarıda yine denizlerin köpüğü kadar bile olsa affolur (İbnüs Sünni)

Bismillahirrahmânirrahîm Ve in yekadülleziyne keferu le yüzlikuneke bi ebsarihim lemma semiuz zira ve yekulune innehü le mecnun Ve mahüve illa zikrun lil alemiyn.
Bismillahirrahmânirrahîm Allahümme faricel hemmi ve kaşifel ğammi müciybe da'vetil muddarriyne rahmaned dünya vel ahırati ve rahıymehüma ente terhamüni ferhamni bi rahmetin tuğniyni biha an rahmeti men sivake.
Bismillahirrahmânirrahîm Allahümme inni euzü bike minel hemmi vel hazeni ve euzü bike minel aczi vel keseli ve euzü bike minel cübni vel buhli ve euzü bike min ğalebetid deyni ve kahrir rical.
Bismillahirrahmânirrahîm Elif lam mim, Allahü la ilahe illa hüvel hayyül kayum, nezzele aleykel kitabe bil hakkı musadikan lima beyne yediyhi ve enzelet terate vel incile min kablü hüden lin nasi ve enzelel furkane innellezine keferu bi ayatillahi lehüm azabün şedidün vallahü azizün züntikam Uhruc minha mez'umen medruhan le emleenne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhüm ecmeiyn.

Bismillahirrahmânirrahîm Ve kalel melikü'uni bihi estahlıshü li nefsi felemma kellemehü kale innekel yevme ledeyna mekiynün emiyn kalec'alni ala hazainil erdı inni hafiyzun alim ve kezalike mekkena li yusüfe fil erdi yetebevveü minha haysü yeşa nüsiybü bi rahmetina men neşaü ve la nüdiy'ü ecral muhsinin.
Bismillahirrahmanirrahıym* Fe iza azemte fe tevekkel alellah* innellahe yühıbbül mütevekkilin* İn yensurkümüllahü fe la galibe leküm* ve tevekkel alellah* ve kefa ibillahi vekila* Allahümme inneke veliyyü külli mahlukin ve nevasıyhim bi yedike fa'tuf aleyye kulube ıbadike ve sehhırhüm kema sehhartel bahra li müsa vel hadide li davude vel cinne ver riyha vet tayra vel vahşe li süleymane vel berka li muhammedin sallelahü aleyhi ve selleme* Allahümmakdı haceti ve enilni talebi ve bellığni emniyyeti ve emmin min şerri halkıke ve kün li avnen aleyhim* Bi rahmetike ya erhamer rahımin.
Korku ve iç huzursuzluğundan kısa zamanda kurtulmak için,sabah ve akşamları bu duayı tam bir ihlas ile yedişer defa okumanız kafidir.
Bismillahirrahmânirrahîm Euzu bi kelimatillahit tammati minğadabihi ve ıkabihi ve min şerri ıbadihi ve min hemezatiş şeyatıyni ve en yahdurun*
İnni rabbî latıyfün limâ yeşâü ayet-i kerimesi her gün (100) defa okunmaya devam ederse Allah'ın izni ile en kısa zamanda hapisten kurtulur.
İlm-i ledün veya ledünnî ilim, Allah ile ilgili bilgi ve sırlara ait ilim, gayb ve mârifet ilmidir. Allah, âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki: "Orada, kendi indimizden bir rahmet (vahiy ve nübüvvet veya uzun ömür) verdiğimiz ve ona ledünnî ilmi öğrettiğimiz kullarımızdan birini (Hızır'ı)buldular." (Kehf sûresi: 65)

Hem Sa'lebî'nin hem de İmâm-ı Rabbânî'nin ifâde ettikleri gibi, Hızır aleyhisselâm, güzel ahlâk sâhibi, cömert ve insanlara karşı çokşefkatliydi. Allah'ın izni ile kerâmet ehli olup, kimyâ ilmini bilirdi. Hak teâlânın bildirmesiyle ledünnî ilim verilmişti. Muhammed Pârisâ; "İlm-i ledünnî verilmesinde Hızır aleyhisselâmın rûhâniyeti vâsıta olmaktadır." buyurmuştur.
Senâullah-ı Dehlevî bu ilim hakkında şöyle demektedir: "Ledünnî ilim, çalışmak ve gayretle ele geçmez. İhsân edilen kimselere mahsûstur. Umûma şâmil değildir. Peygamberlere verilen ilimler ve vahyedilenşeyler ise, umûma şâmildir ve herkesi ilgilendirir. Yâni peygamberler, bunları,gönderildikleri kavimlere tebliğ etmekle, bildirmekle vazîfelidirler. Bu bakımdan peygamberlerin ilmi, ledünnî ilminden üstündür."
Seyyid Abdülhakîm Arvasi ise, şunları ifâde etmektedir: "Emîr Sultan hazretleri, ledünnî ilme sâhipti. Bu ilim yetmiş iki derecedir. İlk derecesinde olan, bir ağaca bakınca yapraklarının sayısını, bir denize bakmakla damlalarının adedini, bir çöle bakınca kumlarının sayısını bilir." Kıyamet yaklaştıkça, insanlar dinden uzaklaşmaya başlamaktadır. Eskiden kerameti görülen evliya çoktu. Fakat dinden uzaklaştıkça evliya azaldı, kerametler görülmez oldu. Ledün ilmi unutuldu. Sapıklar çoğaldı, keramet inkâr edilmeye başlandı. Kerametin hak olduğuna Kur’an-ı kerimden örnekler:
1- Hz. Süleyman, “Sebe Melikesinin tahtını bana kim getirebilir?”dedi. Cinlerden bir ifrit: “Sen yerinden kalkmadan önce, onu getiririm, buna gücüm yeter” dedi. İlmi ledün [ilmi batın] sahibi olan vezir Asaf bin Berhiya ise, “Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm” dedi ve bir anda getirdi. (Neml 38-40) [Vezir de, cin de peygamber değildi. Vezir bu işi kerametle yapmıştı. Cin müslüman ise kerametle, kâfir ise sihirle yapacaktı.]
2- Hz. Meryem peygamber değildi. Kocasız çocuk doğurdu. Hz. Meryem mabette yaşar, yiyecekleri, kerametle hep yanında hazır olurdu. Kur’an-ıkerimde, (Hurma dalını kendine doğru silkele, taze hurma dökülsün.) buyuruldu. (Meryem 24) Hz. Zekeriya, Hz. Meryem’in yanında taze meyve ve yiyecekleri görünce hayret ederdi. İşte âyet-i kerime meali: (Rabbi Meryem’e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriya, onun yanına, mâbede her girişinde orada bir rızık görür, “Ey Meryem, bunlar sana nereden geliyor?”der; o da: Bunlar, Allah tarafından” diye cevap verirdi.) [Ali imran 37]
3- Eshâb-ı Kehf’in kerameti de meşhurdur. Eshab-ı kehf, yiyip içmeden, bir zarara uğramadan 309 yıl uykuda kaldıktan sonra uyanmışlardır. Kur’an-ı kerimde, (İşte bu, Allahın kudretini gösteren delillerden biridir. Uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırdın.) buyuruluyor. (Kehf 17, 18)
4- Hz. Musa’nın yanındaki gencin çantasındaki balık canlanıp suya gitmiştir: (Her ikisi, iki denizin birleştiği yere varınca balık şaşılacakşekilde denize gitmişti.) [Kehf 61- 63]
5- Kehf suresinin 63. âyetinden itibaren Hz. Musa ile ledün ilmi’ne sahip bir zatın kıssası anlatılır. Özetle şöyledir: (İkisi, [Hz. Musa ile bir genç] kendisine ilim verdiğimiz birini buldular. Musa ona, “Sana öğretileni [ledün ilmini] bana da öğretir misin?” dedi. O zat da: “Sen benim yaptıklarıma dayanamazsın” dedi. Sonra o zat, bindikleri gemiyi deldi. Hz. Musa, “Gemiyi içindekileri boğmak için mi deldin” dedi. Daha sonra, bir erkek çocuğunu öldürdü. Hz. Musa, “Masumu öldürdün, pek kötü bir şey yaptın” dedi.) Günahsız çocuğu öldürmek elbette çok büyük günahtır. Ama bunu yapan zat, kerametle biliyordu ki o çocuk, büyüyünce zâlim biri olacaktı. Onun yerine iyi bir çocuk verilmesi de istenmişti. Hz. Musa’ya “Ben sana, yaptığım işlere dayanamazsın demedim mi?” dedi. Demek ki o zat, Hz. Musa’nın dayanamayacağınıda kerametle biliyordu. Hz. Musa’nın arkadaşı duvarları [kerametle] doğrultuverdi. O zat, Hz. Musa’ya bu işlerin hikmetini açıkladı. (Kehf 63-81) [Hz. Musa’nın arkadaşının [Hızır’ın] sahip olduğu ilme ilmi ledün deniyor. Bu ilmi ancak tasavvuf sahibi, keramet ehli evliya bilir, mezhepsizler bilmez.] Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (İlmi ledün, sırrı ilahidir. Allah, onu salihlerden dilediğinin kalbine koyar.) [Deylemî]
Türkçe'de kat, huzur, nezd sözcükleriyle karşılamaya çalıştığımız, bir mânâda "ınde" lafzının da müteradifi sayılan "ledün" kelimesi, "ilm-i ledün" şeklinde izafetle kullanılınca; gayb ilmi, esrar ilmi, Allah tarafından insanın gönlüne atılan ilâhî bilgi ve içe doğan hakikatlar mânâsına gelir. Başta, umum Enbiyâ ve Mürselîn olmak üzere, bütün evliyâ, asfiyâ, ebrâr ve mukarrebînin - bir başka zaman teker teker bu kelimelerin ne mânâya geldiklerini ifade etmeye çalışacağız - ilimleri, Cenab-ıHak tarafından vahiy ve ilham ünvanıyla gönüllere ilkâ edilmiş bilgi ve marifet olması itibarıyla, hemen hepsi de bir çeşit ilm-i ledün sayılır. Hususiyle de, "ekrabu'l-mukarrebîn" olan İlm-i Ledün Sultanı'nın hem gayb-ı mutlak hem de gayb-ı mukayyetle alâkalı her türlü bilgi ve marifeti - bununla, gayb ilmi, esrar ilmi ve vicdan kültürünü kastediyoruz - ilm-i ledün nev'indendir ve O Ferîd-i Kevn ü Zaman, Süleyman Çelebi'nin:
Bu gelen İlm-i Ledün Sultanı'dır,
Bu gelen tevhid-i irfan kânıdır.
mısralarıyla seslendirdiği gibi, bu gizli ilmin tam bir hazinedârıve bu hususî irfan havzının da bir marifet kahramanıdır. Ne var ki, böyle özel bir mazhariyet, bütün evliyâ ve enbiyâ, bütün asfiyâ ve mürselîn için her zaman söz konusu olmayabilir. Zira, ilm-i ledün, ilâhî feyz yoluyla, hususî bir kısım kimselerin kalbine atılan özel bir bilgi ve marifettir..ve böyleleriyle aynıufku paylaşmayanların ondan anlamaları da mümkün değildir.
İlm-i ledün, her zaman zahirî şer'e muvafık olmayabilir. Bu gibi durumlarda meşhûdâtlarını "usûlü'd-dîn" prensipleriyle tashihe tabi tutmayanlar, bazen yanılabilecekleri gibi, kendilerine tâbi olanları da yanıltabilirler. Keşf ve ilhamlarını muhkemâta göre tesbit edenler ise her zaman, berzahî ufuklarıyla mülk ve melekûtu birden görür.. dünya ve ukbâyı bir vahidin iki yüzü gibi müşahede eder.. ve tilmizlerine gayb u şehadet âleminin vâridâtından ne kevserler ne kevserler sunarlar.!
Kur'an-ı Kerim, Kehf Sûresi'nde bu mazhariyeti hâiz, Allah'ın has bir kulundan bahsederken - Sünnet-i Sahiha bunun Hızır olduğunu söyler -"Orada bizim seçkin kullarımızdan, has bir abdimizi buldular ki, Biz onu nezdimizden hususî bir merhametle şereflendirerek kendisine (ilâhî esrar) ilmi öğretmiştik." (Kehf/18:65) şeklinde bir açıklamada bulunur. Tasavvuf erbabına göre işte bu ilim, ilm-i ledündür.. ve Hazreti Musa gibi "ülü'l-azm" enbiyâdan birisi, temelde, ilâhî bilgilerde tam metbû olmasına rağmen, münhasıran ilm-i ledün çerçevesinin belli bir motifinde Hazreti Hızır'a tâbi olarak o ilmin ihata alanını görmeye çalışmıştır. Sahîh-i Buhari'de bu farkı ortaya koyan şöyle bir rivayet vardır: Hızır, Hazreti Musa'ya "Yâ Musa, ben, Allah'ın bana öğrettiği öyle hususî bir ilme mazharım ki, sen onu bilemezsin; sen de öyle bir ilimle serfirazsın ki, ben de onu bilemem" der.
Evet, ilm-i ledün, umuma ait bir ilim olmaktan daha çok, hususî bazı kimselere Cenabı Hak'kın özel bir ihsanıdır ve onların dışındakiler her ne kadar değişik konularda daha fazla malûmat sahibi olsalar da, bu mevzuda ilm-i ledün erbabının gerisinde sayılırlar. Zira bu ilim - liyâkat, istidat, Allah'a yakınlık.. gibi hususların şart-ı adî planında vesilelikleri mahfuz - tamamen Allah'ın bir atâ tecellisidir ve kat'iyen kesbî de değildir. Bu itibarla da onun, ne okumayla, ne araştırmayla ne de daha değişik yollarla elde edilmesi söz konusudur. Evet o, Bu tamamen Allah'ın dilediğine tahsis buyuracağı bir lütuftur ve Allah, en büyük lütf ve ihsan sahibidir." (Cuma/62:4) fehvasınca hususî bir tecellinin unvanıdır.
Ne var ki, böyle bir irfan, insanlar nazarında, ne kadar cazip, parlak, büyüleyici ve ilâhî esrara açık olsa da, yine de enbiyâ-i izâmın mazhar bulundukları ilimler ondan kat kat yüksektir, objektiftir, herkese açıktır ve insanların dünyevî-uhrevî saadetlerinin de teminatıdır. Bu iki ilim arasındaki farklılığı şu şekilde vaz' etmek de mümkündür:
Hazret-i Musa'nın ilmi, insanların dünyevî hayatlarını tanzim ve uhrevî saadetlerini temine matuf bir "ilm-i şeriat", Hızır'ın ilmi, gayb ve esrarla alâkalı ledünnî bir mevhibe; Hazreti Musa'nın ilmi, insanlar arasında nizam ve asayişi teminle alâkalı ahkâm ve kazaya müteallik, Hızır'ın malûmatı ise sadece melekût eksenli bir kısım vâridattan ibarettir ki, buna "ilm-i ledünn-ü sırf" dendiği gibi "ilm-i hakikat" , "ilm-i bâtın" da denegelmiştir.. ve bu ilim, aynı zamanda ilâhî esrarın da en önemli kaynağıdır. Bir zat, bu mülâhazayı ifade sadedinde şöyle der:
Bakma ey hâce ilm-i kîl ü kâle,
Esrar-ı Hak'kı ilm-i ledünde ara..!
Bu itibarla da, ilm-i ledünle cehd ve gayret arasında bazı münasebetler söz konusu olsa da, temelde onun, talim ve taallümle doğrudan bir alâkasının olmadığı açıktır. Zira bu ilim, Cenab-ı Hak tarafından mahz-ı mevhibe olarak, bazı temiz gönüllerde bir kuvve-i kudsiye şeklinde tecelli etmektedir ve aynızamanda bu tecelli, terakki sistemi içinde değil de tedellî çerçevesinde vukû bulmaktadır: Evet bu ilim, eserden eser sahibine, vücuttan vicdana akseden bir marifettir.. ve her şekliyle de keşf ve ilham kaynaklıdır. Ne var ki, böyle bir ilham bazen, farklı derecelerde tecelli ettiği gibi, seyr-i rûhânîsini Hazreti Rûh-u Seyyidi'l-Enam'ın vesayetinde sürdürmeyenler için, bir kısım şeytanî vesvese ve nefsanî hevâcisle iltibası da söz konusudur.

İlham, ilm-i ledünnün en önemli kaynağıdır ve hususî mânâsıyla olmasa da, ilm-i ilâhînin tecellileriyle alâkalı en geniş bir alanı işgal eder.İlham, insanın ihtiyarı dışında, onun gönlüne bir mevhibe olarak tecelli edince ona "hâtır" denir. Ancak, bazen böyle bir hâtır veya ihtara, Hak'tan geldiği kendi karîneleriyle kat'î değilse, şeytanın belli şeyler bulaştırmasıda söz konusu olabilir. Kendi karineleriyle Hak'tan geldiği muhakkak olan bir ilhama rahatlıkla ilm-i ledün diyebiliriz. Böyle bir esintinin Hazreti "İlim"den geldiğinin en önemli emaresi, bu türlü vâridâtın Kitap ve Sünnet'e muvafakatıdır. Bu iki asılla test edilip de doğru çıkmayan hâtır veya sûfîlerin sıkça kullandıkları bir kelimeyle ifade edecek olursak, havâtırın, nefsin hevâcisinden ve şeytanın vesveselerinden olması ihtimalden uzak değildir. İşte, böyle bir ihtimalin bahis mevzu olmadığı bir hâtırın Hazret-iİlim'in tecellilerinden bir feyiz olduğunda şüphe yoktur.
Aksine, şeytanî vesveselerin bulaşmış olması muhtemel bulunan havâtır, şeytanî; içinde nefsin hazlarının duyulup hissedileni de "heces" veya hevâcis-i nefsanîdir ki, böyle bir aldatılma alanına itilen sâlik, hemen Cenabı Hak'ka teveccüh edip, durumunu, şeriatın muhkemâtına göre yeniden ince bir ayara tabi tutması gerekir.
Sûfiye, Hak tarafından gelip kalbde yankılanan hitaba "hâtır-ı Hak", melekten geldiği bilinene "hâtır-ı melek", nefis ve şeytan tarafından esip rûhu saran manevî şerarelere de "hevâcis" veya "şeytanî vesveseler" diyegelmişlerdir ki, bunların arasını tefrik edebilme biraz da "usûlü'd-din" ve "Sünnet-i Seniye" mizanlarını bilmeye vabestedir. Zira, bu türlü havâtırın bazıları şer'î prensiplerle test edilerek anlaşılsa da, bazıları, zahiren dinin temel kaidelerine muhalif olmamakla beraber, çok sinsi bir kısım şeytanî gaye, emel ve maksatlara bağlı cereyan edebilir ki, onu da bu işin erbabından başkasının ayırt edebilmesi oldukça zordur.
Resulullah sellallahu aleyhi ve sellem'den iki çeşit ilim aldım, bunlardan biri size anlattığım ilimlerdir, ikincisini ise söylersem boğazımıkeserler, ikinci ilim esrar ilmidir. Herkes bunu anlayamadığı gibi Allahu Taalâ da onu herkese vermez." insan aklının son idrak hududunda olan İlmi ilâhiyenin sır perdesi ilmi ledün Ebu Hüreyre
Kur'anı Kerim'de kullara birçok ayetlerle bilgiler, Hak'ka yanaşmak usulleri bildirilmiştir. Bir de Kur'anı Kerimde bildirilmeyen birçok hudutsuz ayetlerde sünnetullah İle kâinatda cari her türlü hadisatın aslıgizlidir. Onun için (ALLEMELİNSANE MALEM YALEM) ayeti ile bilmediğini insana öğretir. Kim? Allah'ın kâinatda cari Kur'anda bildirilmeyen ayet ve burhanları... Resulü Ekrem efendimiz beşikten mezara kadar ilim peşinde koşunuz. Çin'de bile olsa arayınız, kâfirde bile olsa istifade ediniz buyurmuştur. Kâinatın yaratılışım dünyayı gezerek, evreni tetkik ederek bulabilirsiniz ayetleri vardır. Kur'anı Kerim'in bazısûrelerinin başında HURUFU MUKATTAA kırpılmış ayetler manasına gelen, bunlar birçok ledünni, kâinatda cari bilinmeyen ayetlerin anahtarı mesabesindedir. Nitekim geçenlerde kaptan Kusto'mın Septe boğazındaki Akdeniz suyu ile Atlas Okyanusunun suyunun karışmaması ve balıkların bir taraftan öte tarafa geçmemesi, tuz kesafetinin ayn olduğu halde fizik ve kimyada bulunan kesiften hafife doğru olan ozmoz hadisesinin olmaması meselesi Rahman süresindeki ayetle ortaya çıkmıştır.
Bunun niçin böyle oluşundaki sır ledünnidir. O sırrı herkes bilemez tahammül de edemez. Ayet: iki denizi salıvermiş birbirine kavuşuyorlar. Birbirine karışmaya engel bir perde var.


Harflere verilen sayı değerleri ile geleceğe veya mazideki olaylara tarih düşürmek yahut isme dair işaretler çıkarmak ilmi. Ebced* hesabına yakın bir ilmin adıdır. Kelime olarak; sütten kesilmiş oğlak veya kuzu derisi anlamında olan "çefr"den gelmektedir.

Şiîler arasında çıkmış, daha sonra bu kültürün etkisiyle tasavvufa yakın veya mutasavvıf bazı Sünnî âlimlerin de itibar ettiği bir hesap olmuştur.Şiîler, Kur'an'ın batınına dair Hz. Ali' nin bir tefsirinin bulunduğunu, bu tefsirin gizli ilimler ihtiva ettiğini ve içinde Ehl-i Beyt'ten olanlar için, kıyamete kadar gelecekte vukû bulacak dinî ve siyasî bütün olayların yazılı olduğuna inanırlar. Bazıları ise; Hz. Ali' nin değil de, Ca'fer es-Sadık'ın böyle bir kitabının bulunduğunu söylerler. Kitap, sütten kesilmiş oğlak ya da kuzu derisine yazılı olduğu için ona "cefr" denilmiştir. İbn Haldun, bu kitapla ilgili rivayetlerin asılsız olduğunu söyler (İbn Hâldun, Mukaddime, Beyrut (t.y) 334). Gerçekten, bu ilmin İslâm'da aslı yoktur. İmâmiyye, Ehl-i Beyt'in kazanılmış ilimler yanında Hz. Peygamber'den intikal eden Allah vergisi ilimlere de vakıf olduğuna "Peygamber (s.a.s.)'ın bu ilmi Ali'ye verdiğine; Ali'den de Hz. Hüseyin'e, ondan, oğlu Ali Zeynelâbidîn'e ondan Muhammed Bâkır'a, ondan da Ca'fer-i Sadık'a geçtiğine inanır. Bu ilme cifr ilmi diyorlar. Ca'fer-i Sadık'ın, cifri; "o, deriden bir kaptır; onda peygamberlerin ve İsrâiloğulları bilginlerinin bilgisi vardır" şeklinde tarif ettiği söylenir" (Süleyman Ateş, İşarî Tefsir Okulu, Ankara 1974, 47).

Zamanla bu kitapta ayrı ayrı harfler rumuz gibi kullanılarak, bunlardan ahkâm çıkarma itikadı doğdu ve bu sûretle "İlmu'l-cefr" tabiri "İlmu'l-Hurûf" manasına kullanılır oldu. Dolayısıyla cifr, sadece istikbale ait bir keşif iken, sonraları harflerin rumuz ve sayılarına dayanarak geleceğe dair hüküm çıkarmak demek olan. Hurufiliğe dönüşmüştür. Bu da harflere sayısal değerler atfetmek suretiyle istikbalden haber vermek usûlüdür. Ebced hesabı* diye isimlendirilen bu ilme göre "ebced, hevvez, huttî, kelemen.." kelimelerinde ilk harfin değeri bir, ikinci harfin değeri iki... şeklinde onuncuya kadar harflerin değeri birer birer artırılır. Onuncu harften itibaren sırasıyla harfler onar onar arttırılır. Yüz değerini taşıyan harften itibaren de her harfin değeri yüzer yüzer artırılır. Böylece son harf bin değerindedir. Cifre ve gaybı bilmeye dair sahih bir dayanak yoktur.

Eğer buna dair ilmî bir dayanak olsaydı elbette gelişir ve herkes bunu öğrenirdi. Allah hiç kimseye gaybdan haber verme hususunda bir ilim ve yetenek vermemiştir. Yalnız, bazı peygamberlere ahiret, melekler ve cinlerle ilgili bilgiler bahşetmiştir ki bunlar vahiy ile sabittir, inanmak gerekir.

Araştırmacı ve titiz âlimler "Cümmel esâbı" diye de isimlendirilen cifr hesabına şiddetle karşı çıkmışlardır. İbn Hacer el-Askalânî, buna itimat etmenin caiz olmadığını söyler. İbn Abbâs'ın da, bu hesabı sihir cümlesinden saydığı nakledilmektedir.
Hüddam, cinlerin şeytanın ilmiyle insanların üzerine saldırtılmasıdır. Nasıl insanların dalâlette olanları ve hidayette olanları varsa; gayb âleminde yaşayan cinlerin de dalâlette olanları ve hidayette olanları vardır. Hidayette olan cinlerin de başlarının üzerinde o devrin imamının ruhu var. Devrin imamları her devirde bir kişidir. İmam-ı Safi Hazretleri, İmam-ı Rabbanî, Hazreti Mevlâna Celâlettinî Rûmî, Hazreti Yunus Emre gibi velîler dün vardı, bugün de var. Hangi cin murşidine tâbî olursa, devrin imamının ruhu onun başının üzerine gelir ve onu muhafaza altına alınır. Ama öyle cinler vardır ki; şeytana tâbî oluyorlar.İblis cin taifesindendir. Ve cinleri kendi emrine alarak, böyle kullanılıyor.
İnsanlarda ruh vardır ama cinlerde yoktur. Onlar bir fizik beden bir de nefsle yaratılmışlardır.
15/HİCR-26: Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin). Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmişve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.
55/RAHMAN-14: Halakal insâne min salsâlin kel fehhâr(fehhâri). İnsanı, ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarattı.
55/RAHMAN-15: Ve halakal cânne min mâricin min nâr(nârin). Cann'ı (cinni) da 'yalın, dumansız bir ateşten' yarattı.
Hüddam yapan cinci hocalar, cinleri emirlerine alarak insanlara saldırtıyorlar ve onlara zarar veriyorlar. Televizyonda verilen bir haberi hatırlayalım: Bir evde eşyalar havada uçuşuyor ve aynı eşyalar durduk yerde yanmaya başlıyordu. Işte bu olayda cinler devredeydi. Cinler yanarak ölürler. Bu yüzden cinci hocalar cinleri yakmakla tehtit ederler. « Eğer dediğimi yapmazsan seni yakarım."diye. Zavallı cinler de ona, yani bir insan şeytan olan cinci hocaya itaat ederler.
Sevgili ziyaretçiler! Televizyonda; bir çocuğun başka bir dili konuşmaya başlaması,kişilerin geçmişte başka bir kişilik olarak yaşadığı ve geçmişteki yaşamlarına ilişkin anlattıklarının doğru olduğu gibi haberleri izler dururuz. İnsanların çoğunun anlayamadığı bu durum da bir cin olayından başka bir şey değildir. Cinler, insanlara göre çok daha uzun ömür yaşarlar. Peygamber Efendimiz(S.A.V.) zamanından bugüne yaşayan cinlerin olduğu bilinmektedir.

Musa(A.S.) da Allah'ın emriyle cinleri sadece hizmet amacıyla kullanmıştır. İnsan bedenine giren suflî cinler, onları tesirleri altına alarak o kişiye hükmederler. O kişinin bedenini kullanarak, ona geçmişte başka bir bedende yaşadığınısöyletirler. İnsanlar da bu durumu bir türlü anlayamazlar. Televizyon programlarında sabahlara kadar tartışır dururlar. Onlara göre reenkarnasyon, yani yeniden bedenlenme olarak ifade edilen bu durum, suflî bir cinin, bir kişinin vücuduna girerek, ona hükmetmesi halinden başka bir şey değildir. Bir çok ünlü sanatçının dahi bu konulara alet olduklarını üzüntü ile gördük. Hatta bazı sanatçılar trans halinde iken çok ızdırap çektiler. Ayrıca bu rahatsızlıkları uyanınca da devam etti.
İblis bu insanlara hep huzursuzluk verir. Asla mutluluk vermez. Ne hazindir ki bu nedenle reankarnasyona inananlar da var!
"Ebced" kelimesi, Arap alfabesindeki harflerin kolay ezberlenebilmesi için, harflerin birleştirilmesiyle meydana gelen 8 anlamsız kelimenin ilkidir. Ebced, ilk kelimenin adı olduğu gibi, aynı zamanda diğer kelimelerin tümünün de adıdır. Yani ebced, eski alfabeye verilen addır. "Abcad, ebicad, ebiced ve abucad" da denmesine rağmen tutunmuş şekli ebcedir. 8 anlamsız kelime soldan sağa doğru şöyle sıralanır: Ebced, Hevvez, Hutti, Kelemen, Sa'fas, Karaşet, Sehaz ve Zazağ. Son kelime "Zazığlen" veya "Zazağlen" şeklinde de okunmuştur. Ebcedin menşei hakkında çok şeyler söylenmiştir. Bunların pek çoğu rivayetlerden oluşmaktadır. Alfabeyi oluşturan 8 kelimenin ilk 6'sının Medyen ülkesinin krallarının adları olduğu; 6 şeytanın adı olduğu; haftanın günlerinin her birinin adı olduğu; ilâhî isimlerin başharfleri olduğu; Hz. Adem 'in cennetten kovuluşunun evreleri olduğu; İlâhî emirleri ve yasakları verdiği; Pers hükümdarı Sâbûr'un çocuklarının adlarıolduğu vs. gibi birbirinden farklı rivayet ve yorumlara konuyla ilgili kaynaklarda sıkça rastlanmaktadır. Bunun yanı sıra ebcedi dinî motiflerle açıklayan kaynaklar da vardır.


Ebcedin en büyük özelliği "Ebced hesabı" adı verilen bir işlemde kullanılmasıdır. Buna göre, ebced ifadesindeki her harfin bir sayı değeri vardır ve bu değerlerden istifadeyle bir çok konuda pek çok işlemler yapılmıştır. İşte bunların her birine bu hesabın adı verilir. Ebced alfabe düzeninin harfleri 1'den 9'a, 10'dan 90'a, 100'den 1000'e doğru numaralandırılır.



Ayrıca bu alfabede gözükmeyen "pe" harfi "be " gibi, "çe" harfi de "cim" gibi kabul edilerek onların sayıdeğerlerini alır.Eskilerin "hisâb el-cümel" dedikleri, ebced hesabının 4 çeşidi vardır: "Büyük", "en büyük", "küçük" ve "en küçük" ebced hesabı. Yukarıdaki tablo, eskiden büyük ebced (cümel-i kebîr) olarak ele alınmış, ama bugün küçük ebced (cümelsağir) olarak değerlendirilmektedir.Kullanıldığı Yerler Ebced alfabe düzeninde her bir harfin bir rakama tekâbül etmesi keyfiyeti, Türk-İslâm kültüründe, hemen hemen her sahaya yayılan bir kullanımı ortaya koymuştur. Rakamla ifâde edilecek şeyler yazıyla, yazıyla ifâde edilecek şeyler de rakamla sembolize edilir olmuştur. Kullanıldığı yerler kısaca şöyle sıralanabilir:




Özel notlar ve ticarî ilişkilerde kullanılmıştır. Meselâ: 100 akçe alacağı olan birisi alacaklı olduğu kişiye bir kağıt üzerinde bir kaf harfi yazıp gönderince hem alacağını istemiş, hem de konuyu aracıdan saklamış oluyordu.




İki veya daha fazla kelimenin sayı değerlerinin aynı olmasından istifadeyle birini söylemekle diğeri kastedilmiş kabul edilerek halk arasında kullanıla gelmiştir. Meselâ: "Muhammed" kelimesi 92'dir. "Aman' kelimesi de 92'dir. "Mevlevî" kelimesi de 92' ettiğinden bu kavramlar arasında bir alaka kurulmuştur.




Aman lafzı senin ism-i şerîfinle müsavidir Anınçin aşıkın zikri amandır ya Resulullah .Keza bu konuda ilim = amel = say kelimelerinin sayı değeri 140'dır. Hem sayı değeri itibariyle hem de anlamca aralarında bir irtibat vardır. Hilâl, lâle ve Allah lafzı da sayı değeri bakımından 66 etmektedir. Bu husustan dolayıkültürümüzde hilâl ve lâleye daha özel bir yer verilmiştir.




Doğum tarihinin bir kelime veya bir, iki isimle belirlenmesidir. Hangi isimler çocuğun doğduğu seneyi ebced hesabıyla verirse, o isimlerden biri çocuğa verilmiştir. Meselâ: H. 1311'de doğan çocuğa "Mahmud Bahtiyar", "Süleyman Hurşid", "Yusuf Mazhari', "Ömer Rıza" ve "Recep Servet" gibi isimlerden biri verilebilir. Çünkü bunların her biri 1311 etmektedir.